Son Bildiri Kitapçığı Kongreden sonra Fıtık Derneği Sitesinde Yayınlanacaktır

 

 

S1
Bilateral i̇ngui̇nal herni̇ kesesi̇ i̇çeri̇si̇nde nadi̇r görülen lei̇omyom nodülleri̇
Yasi̇n Duran
*Namık Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı, Tekirdağ

 

AMAÇ Karın içi basıncı arttıran nedenlerin fıtık gelişmesine neden olmaktadır. Her pelvik organ fıtık kesesi içerisinde bulunabilir, çocuklarda yumurtalık ve tuba’nın herni kesesi içinde yer alma insidansı %2,9’dur, yetişkinlerde daha nadirdir. Leiomyomlar düz kas hücrelerinden köken alan benign tümörlerdir, en sık uterusta görülür. 46 yaşında kadında bilateral inguinal herni(BİH) kesesi içerisinde over, tuba ve leiomyom nodüllerinin bulunduğu vakayı sunmayı amaçladık GEREÇ VE YÖNTEM Bir kaç yıldır kasıklarda şişlik, ağrı, primer amenore şikayetleri olan 46 yaşındaki BİH tesbit edilen hastaya yapılan ultrasonografide herni keseleri içerisinde yumurtalık ve tubalar gözlendi. Herni kesesi içinden eksize edilen doku patolojik incelemeye gönderildi. BULGULAR Fizik muayenede BİH tanısı konulan hastanın, external genital organlar normal olarak gözlendi. Hastanın yapılan genetik testinde kromozom yapısı 44+XX geldi. Ultrasongrafide iki herni kesesi içerisinde yumurtalık ve tubalar gözlendi. Ameliyatta her iki herni kesesi içerisinde yumurtalık, tuba ve ~05x1 cm büyüklüğünde nodüller vardı, nodüller eksize edildi. Patolojik incelemede; leiomyom nodülleri olduğu görüldü. İmmunhistokimyasal incelemede SMA(+), S100(-), Desmin(+), Ki67(Sol)(-), Ki67(Sağ)(%1) olarak geldi. TARTIŞMA Fıtık, batın içi organlardan biri veya bir kaçı’nın, karın duvarının konjenital veya edinsel olarak zayıf bir yerinden cilt altına veya komşu boşluklardan birine geçmesine denir. Leiomyomlar uterus’tan daha nadir olarak ince barsak ve özofagus , renal pelvis, mesane, spermatik kord, epididim, prostat, skrotum ve glans peniste de görülebilirler. Herni kesesi içeriğinde sürprizlerle karşılaşılabilmektedir. . Over’in suspansor ligamanı ve broad ligamanı’nın zayıflığı da over ve tubaların fıtık kesesi içerisine girmesine neden olabilir. Over ve tuba fıtıklaşması çoğunlukla çocuklarda görülürse de, yetişkinlerde de görülebilir. Özellikle üreme çağındaki kadınlarda komplikasyonlar açısından dikkatli olunmalıdır. SONUÇ Ameliyat öncesi inguinal herni içeriğini ultrasonografi ile değerlendirmek cerrahi stratejiyi belirlemede yardımcı olacaktır. Ayrıca fıtık kesesi içerisinde eksize edilen dokuların patolojik incelemesi yapılması, kesin doku tanısı için önemlidir, bizim vakamızda herni kesesi içinden eksize edilen nodüllerin patolojik inceleme sonucu bilateral leiomyom nodülleri olduğu gözlenmiştir.

 

S2
Laparoskopik nüks hiatal herni cerrahisinde pnömotoraks gelişen hastada sıra dışı tedavi yöntemi
Ozan Şen, Ahmet Gökhan Türkçapar
*Türkçapar Bariatrics, İstanbul

 

Amaç: Laparoskopik nüks hiatal herni(HH) ve antireflü cerrahisinde en önemli komplikasyonlardan biri pnömotoraks gelişimidir. Bu durum plevradaki açıklıktan karbondioksit (CO2) gazının girmesiyle veya akciğer parankim hasarıyla oluşabilmektedir. Gelişen pnömotoraks solunum parametrelerini olumsuz etkilerken, diyaframın havalanmasına bağlı ameliyatın laparoskopik olarak sürdürülebilirliğini bile engelleyebilir. İntraoperatif olarak göğüs tüpü takmak çoğu zaman zorunluluk arz edebilir. Biz burada nüks HH nedeniyle laparoskopik revizyon cerrahisi uyguladığımız, ameliyat sırasında pnömotoraks gelişen bir hastayı ve bu komplikasyonun sıra dışı tedavi yöntemini sunuyoruz. Gereç ve Yöntem: 46 yaşında bayan hastaya 1999 yılında dış merkezde HH ve gastroözofageal reflü hastalığı nedeniyle açık HH onarımı ve Nissen fundoplikasyon ameliyatı yapılmış. Hasta 1 yıl sonra nüks nedeniyle açık cerrahi yöntemle aynı merkezde tekrar ameliyat edilmiş. Her iki ameliyatta da sentetik greft kullanılmamış. 17 yıl sonra reflü semptomları, yemeklerden sonra regürjitasyon şikayetiyle bize başvuran hastada yapılan değerlendirmede midenin 1/3'lük kısmının transhiatal herniasyonu tespit edildi. Hastaya revizyon cerrahisi planlandı. Bulgular: Ameliyatta hiatus diseksiyonu sırasında 1 cm'lik plevra açıklığı oluştu. Pnömotoraks gelişen hastada bir süre sonra sol diyaframın havalanmasına bağlı olarak ameliyat sahası kapanma noktasına geldi. Bu noktada karın bölgesinden ek 5 mm torakar girildi. 10 mm Jackson-pratt dren plevra açıklığından sol hemitoraksa yerleştirilerek dren ucu abdomenden dışarı alınarak serbest drenaja bırakıldı. Bu yöntemle, hastanın solunum parametreleri bozulmadan tekrar yeterli görüş sağlanarak ameliyat başarılı bir şekilde sonlandırıldı. Karın içi CO2 desüflasyonundan sonra sol hemitoraksa uzanan dren ertesi gün çekildi. Post operatif dönemi sorunsuz geçen hasta 2. gün taburcu edildi. Tartışma ve Sonuç: Laparoskopik nüks HH cerrahisinde hiatus diseksiyonu sırasında plevral yaralanma ve buna bağlı pnömotoraks gelişme riski daha yüksektir. Bu teknikle sadece plevra yaralanmasına bağlı pnömotoraks gelişen vakalarda göğüs tüpü veya interkostal drenaj gibi durumlara gerek kalmadan tedavi sağlanabilir ve ameliyat başarıyla sonlandırılabilir. Anahtar kelimeler: Nüks hiatal herni, revizyonel cerrahi, pnömotoraks

 

S3
Prolen mesh kullanılarak yapılan i̇nguinal herni onarımları sonrası nüks oranları
Murat Kanlıöz*, Uğur Ekici**
*Özel Beylikdüzü Kolan Hastanesi / İstanbul
**İstanbul Gelişim Üniversitesi / İstanbul

 

AMAÇ : Prolen mesh kullanılarak inguinal herni tamiri yapılan hastaların uzun dönemdeki nükslerini araştırmak. GEREÇ VE YÖNTEMLER : 2008-2018 yılları arasında inguinal herni nedeniyle prolen mesh kullanarak inguinal herni tamiri yapılan hastaların dosya bilgileri retrospektif olarak tarandı. Dosya bilgilerine göre nüks olup olmadığı, nüks oldu ise operasyondan ne kadar süre sonra olduğuna dair kayıtlara net olarak ulaşılamayan hastaların iletişim bilgileri doğrultusunda kendilerine ve yakınlarına ulaşılarak bilgi alınmaya çalışıldı. Dosya kayıtları ve iletişimle elde edilen bilgilere göre nüks olup olmadığı, oldu ise operasyondan sonra ne kadar süre sonra nüks olduğu, nüks sonrası herhangi cerrahi işlem yapılıp yapılmadığına dair bilgiler kaydedildi. Bilgileri eksiksiz olan hastalar çalışmaya dahil edildi. SPSS istatistik proğramı kullanılarak gruplar ki kare testi ile karşılaştırıldı. p˂0,05 ise anlamlı kabul edildi. BULGULAR : Çalışmaya alınan 327 hastanın 53(,2)'ü kadın, 274(%83,74)'ü erkekti. Hastaların yaş ortalaması 51,34±15,72 yıldı. Hastalardan 19(%5,81)'u nüks, 308(%94,19)'i ise primer vakaydı. Nüks vakaların tamamı tek taraflı olup, primer fıtıkların ise 16'sı bilateraldi. Opere ettiğimiz hastalardan 22(%6,72)'sinde nüks gelişdiği tesbit edildi. Bunlardan 21'i erkek, biri kadındı. Nüks gelişen hastaların yaş ortalaması 56,22±14,32 yıldı. Nüks gelişen hastalardan üçü bilateral herni, beşi ise nüks herni nedeniyle opere edilen hastalardı. Hastaların ortalama takip süresi 65,12±17,62(6-112 ay) aydı. Hastalardan dokuzunun süreç içerisinde başka nedenler nedeniyle ex olduğu ve bunlardan birinde nüks geliştiği öğrenildi. TARTIŞMA: Nüks 274 erkek hastadan 21(%7,66)'inde görülürken, 53 kadın hastadan yalnızca birinde (%1,88) görülmüştür, aradaki farklılık istaistiki olarak anlamlıdır( p˂0,01 ). Opere ettiğimiz 19 nüks hastadan beşinde( %26,31 ), 308 primer hastadan 17( %5,51)'sinde nüks gelişmiştir, aradaki farklılık istatistiki olarak anlamlıdır( p˂0,01 ). Bilateral herni nedeniyle opere ettiğimiz 16 hastadan üçünde(,75 )'inde nüks gelişirken, tek taraflı 311 hastadan 19(%6,1)'unda nüks görüldü ve aradaki farklılık istatistiki olarak anlamlıdır( p˂0,01 ). SONUÇ: Prolen mesh kullanarak inguinal herni onarımı yaparken özellikle erkek cinsiyet, nüks, bilateral ve ileri yaştaki hastalara yapılacak işlemlerde daha dikkatli davranılmasını önermekteyiz.

 

S4
Abdomi̇nal rekonstrükti̇f aort cerrahi̇si̇ sonrasi geli̇şen i̇nsi̇zyonel herni̇lerde ri̇sk faktörleri̇
Volkan Sayur, Sinan Ersin
*Ege Üni̇versi̇tesi̇ Tıp Fakültesi, Genel Cerrahi AD, İzmir

   

GİRİŞ: İnsizyonel herniler abdominal cerrahi sonrası gelişen ve çok iyi bilinen %7 -%26 arasında değişen oranlarda görülen komplikasyonlardan biridir. Yapılan az sayıda çalışmada abdominal aort anevrizması operasyonu sonrası gelişen insizyonel herni riskinin diğer aortaoklüziv vaskuler cerrahilerden anlamlı olarak daha yüksek risk içerdiği ortaya konmuştur. Hipotezlerden biri hem aort anevrizma gelişiminin hem de insizyonel herni gelişiminin patogenezinin bağ dokusu metabolizma bozukluğu ile ilişkili olabileceğidir. Bu patogenez henüz aydınlatılmış değildir. Herni gelişiminde vücut kitle indeksi, ASA skoru, sigara kullanımı gibi diğer risk faktörlerinin de rol oynayabileceği unutulmamalıdır. AMAÇ: Çalışmamızda risk faktörlerini ortaya koymak ve bahsettiğimiz anevrizma ve herni arasındaki olası ortak yatkınlık durumunu bulmak amaçlanmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM: Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Kalp-Damar Cerrahisi Anabilim Dalı’nda OCAK 2005- ARALIK 2016 tarihleri arasında aortaokluziv hastalık yada abdominal aort anevrizması sebebiyle açık batın cerrahisi geçiren 18 yaş üzeri (18-89) 110 hastanın dosyası retrospektif olarak incelenecektir. Hastaların perioperatif ve postoperatif kaydedilmiş olan verileri öncelikle aortookluziv hastalıklar nedeniyle opere olanlar ve abdominal aort anevrizması sebebiyle opere olanlar şeklinde 2 farklı gruba ayrılacaktır. 2 grupta uygulanan cerrahi prosedürler, cinsiyet, yaş, ASA skoru (ASA 1 , ASA 2, ASA 3) , VKİ (VKİ <25, VKİ>25) , sigara içiciliği (Hiç içmeyen, <1pk/gün içen, >1 pk/gün içen.) , insizyonel herni gelişim süresi karşılaştırılacak; Veriler istatistiksel analizlerle değerlendirilerek bağımlı ve bağımsız risk faktörleri araştırılacaktır. Sonuçlar yorumlanırken güncel literatürler ışığında değerlendirilecektir. BULGULAR: İstatistik sonuçlarda insizyonel herni için vücut kitle indeksinin önemli ve istatistiksel olarak da anlamlı bir risk faktörü olduğu görüldü. ASA skoru sigara içimi,yaş, uygulanan cerrahi prosedür ve anevrizma tanısı gibi faktörlerde ise istatistiğe yansıyan fark gözlenmedi. TARTIŞMA VE SONUÇ: Abdominal aort anevrizması tanısı insizyonel herni etiyolojisi için önemli bir faktördür. Çalışmamızda statistiksel olarak anlamlı çıkmamışıtr. Sonuçlar değerlendirilirken son yıllarda endovaskuler yöntemlerin kullanıldığı unutulmamalıdır.

 

 

S5
İnsizyonel herni riski belirlemede matriks metalloproteinazların rolü
Rasime Sevgi Cenan
*Başkent Üniversitesi, Ankara

 

İnsizyonel herniler, abdomen cerrahisini takiben sıkça karşılaşılan ve yüksek morbiditesi nedeniyle önemini koruyan bir cerrahi hastalıktır. Primer onarım sonrası nüks oranları %20-30 iken, yama ile onarım sonrası nüks oranı %2-11 arasında bildirilmiştir. İnsizyonel herni rekürrensi üzerine etki eden faktörlerle ilgili pek çok klinik ve deneysel çalışma sonucunda, fıtığın sadece lokal değil, sistematik bir hastalığın sonucu olduğu anlaşılmıştır. Özellikle aynı risk faktörüne sahip tüm hastalarda aynı rekürrens oranlarının olmayışı, fıtık rekürrensinde başka mekanizmaların arayışını beraberinde getirmiştir. Dokuda immatür kollajen izoformlarının yanısıra matriks metalloproteinaz ifadelenmeleri fıtık rekürrensinde rol oynadığı bilinen faktörlerdir. Fıtık cerrahı için, rekürrens riskini önceden tahmin edebilmek son derece değerlidir. Dokudaki matriks metalloproteinazların ve spesifik inhibitörlerinin ifadelenme düzeylerinin bakılması, cerrahinin postoperatif takibinde iyi sonuç verebilir. Bu sistematik derlemede, literatürde matriks metalloproteinaz düzeyi tayini hakkında son durum,yakında klinik uygulamada klinisyenlerin karşısına çıkacak bu yeni tanı yöntemlerinin uygulanabilirliği, rasyonel kullanımı hakkında hakkında bilgi verilmiştir.

 

S6
Laparoskopik insizyonel herni onarımında 65 vakalık deneyimlerimiz
Erkan Karacan*, Murat Demir**, Eyüp Murat Yılmaz**
*Aydın Devlet Hastanesi, Aydın
**Adnan Menderes Üniversitesi, Aydın

 

AMAÇ İlk laparoskopik insizyonel herni onarımının 1993 yılında yapılmasında sonra, laparoskopik onarımların hastanede kalış süresinde azalma, daha iyi estetik görünüm, daha az ağrı sağlaması nedeni ile günümüzde gittikçe yaygınlaşmaktadır. Çalışmamızda laparoskopik insizyonel herni onarımı konusundaki tecrübelerimizi sunmayı amaçladık. GEREÇ VE YÖNTEM Adnan Menderes Üniversitesi genel cerrahi kliniğinde yapılan 65 laparoskopik insizyonel herni onarımı yapılan hasta retrospektif olarak değerlendirildi. Hastalar ameliyata preop barsak hazırlığı yapılmadan alındı. Hastaların hepsinde adezyon bariyerli dual mesh kullanıldı. Hastaların hepsi laparoskopik IPOM(intraperitoneal onlay mesh) tekniği ile opere edildi. Mesh herni defektini en az 3 cm aşacak şekilde 5 mm absorbatack ile çift sıra, dört köşeye protack konulacak şekide tespit edildi. Hastaları ortalama takip süremiz ortalama 5-15 ay idi. Hastalarda postoperatif ağrı skoru, postoperatif komplikasyonlar, fıtık defektleri boyutları, nüks oranları değerlendirildi. BULGULAR Hastalarımızın ortalama yaşı 59 iken ortalama ameliyat süremiz 55 ± 15 dk idi. Herni defekt çapları 3-12 cm arasındaydı. Hastalarda postoperatif yara yeri enfeksiyonu görülmezken 2 hastada bridektomi esnasında barsak yaralanması meydana geldi. Yaralanmalar laparoskopik olarak onarıldı. 3 hastada bir yılık takiplerinde nüks saptandı. Ortalama olarak hastanede yatış süremiz 1-4 gündü. 3 hastamızda yaklaşık 2 ay süren ağrı mevcuttu. Ancak bu hastaların sonraki takiplerinde ağrı şikayetleri geriledi. TARTIŞMA VE SONUÇ Çalışmamızda laparoskopik insizyonel herini onarımları deneyimli cerrahi ekip tarafından uygulandığında yüksek hasta memnuniyeti, hastanede kısa yatış süresi, düşük komplikasyon oranı ile açık cerrahiye alternatif olarak güvenle yapılabilir.

 

 

S7
Büyük kesi fıtıklarında anterior component seperasyonu sonrası onlay onarım sonuçları
Salih Tosun
*İstanbul Medeniyet Üniversitesi Göztepe EAH Genel Cerrahi AD, İstanbul

 

Giriş:Büyük kesi fıtıklarının tamiri sonrası abdominal basınç artışına yol açmamak için tansiyon düşürücü yöntemlere başvurulmalıdır.Anterior component seperasyon(ACS) yöntemi basit ve efektif bir yöntem olarak ilk başvurulacak yöntemlerdendir.Nüks oranını azaltacağından , ACS sonrası batın rekonstrüksiyonunda onlay yama uygulamanmalıdır.Biz bu çalışmamızda ACS sonrası Progrip kendiliğinden yapışan yama ile 3 parçalı onlay onarım etkinliğimizi ve sonuçlarımızı inceledik. Metod:Kliniğimizde opere olan 369 elektif olgunun 30’u ACS ile tedavi edilmişti.Progrip onarım ve klasik sütür fiksasyonlu onarım uygulanan 2 grup oluşturuldu.Hastalara ACS sonrası orta hat ve 2 taraflı lateral relaksasyon insizyonları üzerine 3 parçalı onlay onarım uygulandı.Ağrı,operasyon süresi,yama uygulama süresi,hematom,seroma ve nüks oranları sorgulandı. Bulgular:Progrip grubunda yama uygulama zamanı 4.6 dakika ve ortalama operasyon zamanı 95 dakika ile istatistisel olarak kısaydı.Aynı zamanda ameliyat sonrası VAS ağrı skoru 6 idi ve istatistiksel olarak daha düşüktü.Hematom ve seromaya bu grupta daha az rastlanmıştı.Bir yıllık takipte 2 grupta da yama reddi ve hareket kısıtlılığı tariflenmedi.Progrip yama grubunda 1 hastada nüks saptandı. Sonuç:ACS sonrası orta hat tamirinin yama ile desteklenmesi önerilse de lateral fasyal insizyonların desteklenmesi konusu iyi tariflenmemiştir. Bu 3 zonun, 3 ayrı parça yama ile desteklenmesi karın ön duvarı hareketlerini daha az kısıtlar ve lateralde gelişebilecek zayıflıkları engeller.Kendiliğinden yapışan yamalar kısa uygulama süresi avantajı ile operasyon süresini azaltır .Düşük hematom,seroma ve ağrı skoru da avantajlarındandır.

 

 

S8
Acil cerrahide kesi fıtıkları
Salih Tosun, Tunç Eren, Mehmet Acar, M. Ali Aydemir, Özgür Eki̇nci̇, Orhan Alimoğlu
*İstanbul Medeniyet Üniversitesi Göztepe EAH Genel Cerrahi AD, İstanbul

 

Giriş:Kesi fıtıklarının tedavisi zaman geçirmeden ve yama kullanılarak yapılan cerrahidir.Ancak malignite varlığı,kısa yaşam beklentisi ve hasta komorbiditeleri bu tedavide aksamalara yol açmaktadır.Bu durumlarda hastalara bazen acil cerrahi girişimler gerekmektedir.Acil girişimlerde de intraabdominal enfeksion varlığı,kontamine yara ve malignite yama kullanımında kısıtlamalara yol açmaktadır.Biz kliniğimizde 2 yıllık sürede opere olan acil kesi fıtıklarını inceledik. Metod: Genel Cerrahi Kliniğinde 2016-2018 yılları arasında ameliyat edilen toplam 369 kesi fıtığı olgusu retrospektif olarak değerlendirildi. Acil olarak ameliyat edilen olguların demografik verileri, fıtık onarımında gecikmeye neden olan hasta özellikleri, uygulanan cerrahi teknik, hematom gelişimi ve cerrahi alan infeksiyonu gibi morbiditelerile mortalite oranlarını içeren parametreler analiz edildi. Bulgular:Çalışmaya acil fıtık tamiri uygulanmış olan 42 hasta dahil edildi.Olguların 34’ü (%81.0)komorbiditeleri, 3’ü (%7.1) malignitesebebiyle tedavisi ertelenmiş hastalardı. Diğer yandan 5 (.9) hastada ise ek risk faktörü olmamasına rağmen hasta uyumsuzluğu nedeniyle tedavide gecikme söz konusuydu. Acil fıtık tamiri gerçekleştirilen olguların 32’sinde (%76.2) yamalı onarım uygulanmıştı. Yama tatbiki yapılmayan 10 (%23.8) hastada seçilen cerrahi tekniğin nedeni; 3(%7.1) olgudamalignite varlığı, 2 (%4.8) olguda kontaminasyon gerçekleşmiş olması ve 2 (%4.8) olguda port yeri fıtığı nedeniyle küçük defekt varlığı iken, 3 (%7.1) hastada altta yatan ağır komorbiditeler nedeniyle cerrahinin hızlı sonlandırılma çabası olarak saptandı. Acil olguların 9’unda (%21.4)morbidite, 2’sinde (%4.8) ise mortalite gözlendi. Sonuç:Kesi fıtıklarının tedavisinde altın standart, yama uygulaması ile yapılacak cerrahi tamirdir. Tedavide gecikmelerin oluştuğu olgularda ortaya çıkan inkarserasyon gibi komplikasyonlar nedeniyle acil cerrahi endikasyonu doğabilir. Acil ameliyat edilen hastalarda malignitenin eşlik etmesi ya da kontaminasyon gelişmesi gibi durumlarda yama kullanımı mümkün olamayabilir.

 

 

S9
Roboti̇k eş zamanlı umbli̇kal herni̇ ve rektus di̇astazı onarımı
Ersan Eroğlu, Ediz Altınlı
*Bahçeli̇evler Memori̇al Hastanesi̇, İstanbul

 

AMAÇ: Rektus diastazı; iki rektus kasının medial kenarlarının birbirinden uzaklaşması, linea albanın genişlemesidir. Minimal invaziv teknikler (laparoskopik,robotik cerrahi) son yıllarda herni cerrahisinde olduğu gibi rektus diastazında da sık kullanılmaya başlanmıştır. Robotik cerrahinin güvenliğini ve fizibilitesini sorgulayan literatür bilgisi oldukça azdır. Çalışmamızın amacı robotik cerrahinin diastazis rekti onarımında güvenliğini ve uygulanabilirliğini değerlendirmek ve erken sonuçlarımızı paylaşmaktır. GEREÇ VE YÖNTEM: Kliniğimizde Ocak 2019-Haziran 2019 arasında 3 eşzamanlı umblikal herni ve rektus diastazlı hastaya robotik olarak pilikasyon ve inlay dual mesh yerleştirilmesi operasyonu yapıldı.Hastaların 3'üde bayan hastaydı. Hastaların özgeçmişinde ek bir hastalık ve operasyon öyküsü yoktu.İki hastada ikiz doğum öyküsü mevcuttu bir hastada doğum öyküsü yoktu ve hastalarda 10 cm,12 cm,18 cm diastaza ek olarak yaklaşık 3 cm ebatlı umblikal herni mevcuttu. Hastalara genel anestezi altında supine pozisyonunda sol ön aksiller çizgi üzerinden yapılan 3 adet trokar yardımıyla robotik çift kat pilikasyon ve inlay dual mesh yerleştirilmesi operasyonu yapıldı.Postoperatif ağrı,nüks,seroma ve kozmetik takip edildi. BULGULAR:Yaş ortaması 35 idi. Operasyon süresi ortalama 120 dk idi. Postoperatif analjezi IV NSAID ve parasetamol ile sağlandı. Hastalar postoperatif 2.gün şifa ile taburcu edildiler. Kozmetik olarak hasta memnuniyetsizliği yaşanmadı. Yaklaşık 3 aylık takipte nüks, seroma, ağrı gibi komplikasyonlar tespit edilmedi. TARTIŞMA: Literatürde yapılan birçok çalışmada minimal invaziv onarımların; açık cerrahiye göre komplikasyon oranlarında azalma, hastanede kalış süresinde ve nükste azalma sağladığı gösterilmiştir. Robotik onarım minimal invaziv cerrahide yeni bir yaklaşım olarak kabul edilmektedir. Robotik cerrahi serbestlik, üç boyutlu görüntüleme,zor alanlarda rahat diseksiyon ve rahat sütürizasyon gibi ergonomi açısından çeşitli avantajlar sunar. SONUÇ:Çalışmamız robotik diastazis rekti onarımının, kısa dönem sonuçları mükemmel olan güvenli bir prosedür olduğunu göstermektedir.Bu erken sonuçlar umut verici olmakla birlikte, çok merkezli randomize kontrollü çalışmalara ve uzun süreli takiplere ihtiyaç vardır.

 

 

S10
Laparoskopik fıtık cerrahisinde komplikasyon yönetimi
Abdullah Yıldız
*Sağlık Bakanlığı Ümraniye EAH, İstanbul

  

AMAÇ Laparoskopik cerrahinin, hasta ve cerraha sağladığı konforun yanında ,bazı ağır sonuçlarıda olmaktadır .Bu sunumda laparoskopik fıtık cerrahisi esnasında ve sonrasında karşılaştığımız bazı komplikasyonlara yaklaşımımızı video ve fotoğraflarla sunmayı amaçladık. GEREÇ VE YÖNTEM 2016 ocak-2019 mart tarihleri arasında genel cerrahi kliniğimizde tek cerrah tarafından 64 hastaya laparoskopik fıtık cerrahisi uygulandı.Vakaların 51’ine totally extraperitonal(TEP),13’ üne transabdominal preperitoneal(TAPP) yapıldı.47 vakada fıtık tek,17 vakada ise iki taraflıydı.(TEP) yapılan hastalardan 6’sı, TAPP yapılanlardan biri kadındı.Yaş ortalaması 44,57 yıl (79-22) hesaplandı.Bir nüks vakaya TAPP yapıldı.kese içeriği appendix epiploica ve ince barsak olan İnkarsere 2 fıtık hastasına TAPP yapıldı.Tüm hastalarımız genel aneztezi ile opere edildi.TAPP ve TEP’te standart teknikler kullanıldı.15x15 veya 15x12 cm polypropilen meş serilerek tacker ile sabitlendi.TAPP’te meŞ tacker ile sabitlendi.Peritonu kapatmada vi-lock,tacker ve absorbabıl sütür materyalleri kullanıldı. BULGULAR Hastalarımızın hiç birinde açığa veya TEP işleminden TAPP işlemine geçilmedi. 7 vakada, indirek fıtık kesesinin disseksiyonu esnasında, periton yırtığı oluştu. 2 vakada yırtığa müdahele edilmeden, palmer’s noktasından veya kamera portunun yanından veress batına sokularak basınç kontrolü sağlandı. Bir vakada periton yırtığı hem-o-lok,bir vakada v-loc,3 vakada ekstra-corporal hazırlanan endo-loop , knot pusher kullanılarak defekt kapatıldı. 2 hastamızda postoperatif kanama görüldü.Bir hastamızda kanama postoperatif 10’uncu günde kontrol için geldiğinde teşhis edildi.CTde 50x60 mm çapında hematom görüldü.Genel durumu stabil olan hasta klinik ve radyolojik olarak takip edildi.3 ay sonra sorunsuz iyileşti.İkinci vakamızda postoperatif 1.günde oluşan kanamaya yönelik yapılan tetkiklerde ,CT anjiyoda 64x70x82 mm çapında hematom ve sol ilyak arter uc dallarından birinde ekstravazasyon saptandı.Pseudoanevrizma tanısı konulan olguya endovasküler coil uygulanarak kanama durduruldu.Taburculuk tarihinden 3 ay sonra tamamen iyileştiği görüldü.Ancak 6 ay sonra sağ nüks inguinal herni tanısı konularak lichtenstein herniyoplasti yapıldı. TARTIŞMA-SONUÇ Laparoskopik fıtık cerrahisinde, komplikasyonların; uygun hasta seçimi,yeterli cerrahi deneyim,yeterli ekipman ile daha dahaz görüleceğini,bazı kanamaların takip veya daha az invaziv yöntemlerle tedavi edilebileceğini düşünüyoruz.

 

 

S11
iİngui̇nal herni̇de beslenme ve kabızlığın önemi̇
Yurdakul Deniz Fırat
*Bursa Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Genel Cerrahi Kliniği, Bursa

  

AMAÇ: Kasık fıtığı, en sık görülen karın duvarı fıtığı türüdür ve belirlenen risk faktörleri; daha önceden fıtık hikayesi olması, ileri yaş, erkek cinsiyet, beyaz ırk, kronik öksürük, kronik kabızlık, karın duvar hasarı, ailede fıtık hikayesidir. Ancak beslenme durumu ile kasık fıtığı arasındaki ilişki henüz yeterince incelenmemiştir. Bu çalışmada, Kasık fıtığı hastalarının kabızlık ölçeğini ve gıda tüketimini değerlendirdik. GEREÇ VE YÖNTEM: Bu prospektif Vaka-Kontrol çalışması olup, mart 2019-temmuz 2019 tarihleri arasında yapıldı. Kasık fıtığı ile ameliyat için başvuran hastalar vaka grubu, kasık fıtığı olmadan aynı hastaneye başvuran hastalar kontrol grubu idi. Yaş, vücut kitle indeksi, alkol ve sigara içme alışkanlıkları, günlük aktivite, yiyecek tüketim sıklığı ve Wexner kabızlık skorları anket kullanılarak incelendi ve bu gruplar arasında karşılaştırıldı. BULGULAR: Çalışmaya toplam 86 gönüllü dahil edildi, 46 patent kontrol grubunda ve 40 hasta vaka grubundaydı. Olgu grubunun yaş ortalaması 50.9 ± 12.2 yıl, kadın / erkek oranı 2/21, olgu grubunun yaş ortalaması 50.5 ± 13.6 yıl ve kadın / erkek oranı 3/40 idi. Sigara ve alkol kullanımı vaka grubunda istatistiksel olarak yüksekti (sırasıyla, p: 0.01, p: 0.016). Günlük kırmızı et, tavuk, ekmek tüketimi vaka grubunda istatistiksel olarak yüksekti (sırasıyla p: 0.002, p: 0.033, p: 0.039) Enerji alımı, karbonhidrat tüketimi, lif tüketimi vaka grubunda istatistiksel olarak düşüktü (sırasıyla p: 0.023, p: 0.004, p: 0.009). Grupların Wexner kabızlık ölçeği olgu grubunda istatistiksel olarak yüksekti (p: 0,004). TARTIŞMA: Çalışmamız literatürdeki beslenme ile kasık fıtığı arasında ilişki olup olmadığını değerlendiren ilk çalışmadır. SONUÇ: Sonuç olarak fıtık gelişimi ve rekürrensinin önlenmesinde yaşam tarzı ve beslenme önerileri etkili bir yöntem olabilir.

 

 

S12
İnsizyonel hernilerde kas arkası yamalı onarım tekniği sonuçlarımız
Ramazan Sarı*,Murat Kuş**
*Özel Adana Ortadoğu Hastanesi, Adana
**Başkent Üniversitesi Adana Hastanesi, Adana

  

Amaç: Açık karın cerrahisi sonrası %20’lere kadar insizyonel herni görülebilmektedir. Onarımında birçok farklı teknik tanımlanmıştır ve açık yaklaşımla fasya altı (sublay) yama tekniği altın standart kabul edilir. Çalışmamızda bu tekniği uyguladığımız hastalarımızın uzun dönem takip sonuçlarını inceleyerek yöntemin etkinliğini, nüks oranını ve nüks nedenlerini saptamayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Aralık 2011 ile Nisan 2019 tarihleri arasındaki süreçte insizyonel herni tanısıyla kliniğimizde acil veya elektif cerrahi geçiren 456 hastanın dosyası geriye dönük olarak incelendi. Ameliyat notlarından ve takiplerdeki anamnez kayıtlarından edinilen bilgiler ışığında nükse neden olan etkenler araştırıldı. Bulgular: Toplam 456 hastanın 286(%63)’sını kadın, 170(%37)’ini erkek hastalar oluşturmaktaydı ve yaş ortalaması 57(20-87) idi. Operasyonların 33(%7)’ü acil 423(%93)’ü elektif olarak gerçekleştirildi. Hernilerin 355(%78)'i orta hat kesisinde gelişmişti ve 96(%21) hastaya daha önce çeşitli yöntemlerle fıtık cerrahisi uygulanmıştı. Ortalama operasyon süresi 108 dakika, hastanede kalış süresi ise 3(1-52) gün olarak hesaplandı. Operasyon sonrası 118(%26) hastada seroma, yara enfeksiyonu, hematom, greft reaksiyonu ve migrasyonu gibi çeşitli komplikasyonlar gelişti. Takip süresi ortalaması 48 aydı ve bu süreçte toplam 38(%8.3) hastada nüks gelişti. Daha önce herni onarımı öyküsü olan 96 hastanın 11(.5)’inde nüks, 26(%27)’sında komplikayon görüldü. Komplikasyon görülen 118 hastanın 22(18.6)’sinde nüks görüldü. 33 acil vakanın 11 (%33)’inde komplikasyon, 2(%6)’sinde nüks görüldü. Tartışma ve Sonuç: Kesi yeri fıtıkları inkarserasyon, obstrüksiyon, strangülasyon, cilt nekrozu ve perforasyon riski taşır ve kozmetik kaygılara neden olur. Onarım sonrası temel beklentiler konforlu bir yaşam, fıtığın nüksünü önlemek, morbidite ve mortalite gelişmesini engellemektir. Kliniğimizde rutin olarak uyguladığımız kas arkası yamalı onarım tekniğinde komplikasyon oranımız literatürle benzer, nüks oranımız ise literatüre kıyasla daha düşüktür. Tekrarlayan fıtıklarda her onarımda nüks ihtimalinin arttığı bilinmektedir. Fakat bizim çalışmamızda bu oran da primer vakalarla neredeyse benzerdi. Geniş bir diseksiyon sonrası tüm alanı dolduran büyük boyutlardaki yamayı gerilimsiz bir şekilde yerleştirmemizin bu sonuçlarda etkili olduğu kanaatindeyiz. Sonuç olarak kas arkası yamalı onarım tekniğinin düşük nüks oranıyla güvenli ve etkin bir şekilde uygulanabileceğini düşünmekteyiz.

 

 

S13
Fıtık kesesinin histopatolojik olarak değerlendirilmesi gerekli midir?
İsmail Solak*, Uğur Topal**, Mustafa Gök *, Muhammet Akyüz*, Abdullah Bahadır Öz *, Türkmen Bahadır Arıkan*, Kemal Deniz***, Erdoğan Mütevelli Sözüer **
*Erciyes Üniversitesi Genel Cerrahi AD, Kayseri
**Erciyes üniversitesi Genel Cerrahi AD, Erciyes Üniversitesi Cerrahi Onkoloji Bilim Dalı, Kayseri
***Erciyes Üniversitesi Patoloji Anabilim Dalı, Kayseri

 

Amaç Fıtık kesesinin histopatolojik incelenmesinde nadiren primer veya metastatik tümörler saptanır. Bu çalışmada, yetişkinlerde fıtık kesesi içinde bulunan patolojileri ve malignite sıklığını araştıryı ve fıtık kesesinin histolojik incelemesinde güncel uygulamaların sürdürülmesinin gerekliliğini doğrulamayı amaçladık Gereç ve Yöntem 2013-2019 yılları arasında kliniğimizde fıtık nedeniyle ameliyat olmuş hastalar çalışmaya dahil edildi. Hastalar fıtık türüne göre inguinal, femoral, umblikal veya insizyonel herni olarak 4 gruba ayrıldı. Hastaların demografik özellikleri, fıtık kesesi içinde bulunan patalojiler, fıtık kesesinin histopatolojik inceleme sonuçları ve malignite çıkan hastalarda malignitenin klinik özellikleri retrospektif olarak değerlendirildi. Bulgular Toplam 556 erişkin hasta inguinal, femoral, umblikal veya insizyonel herni nedeniyle ameliyat edildi. Dokuz (% 0.61) hastada fıtık kesesinde malignite saptandı. Üç hastada (%33) ameliyat öncesi öncesi malignite tanısı yoktu. Altı hastada (% 67) bilinen malignite öyküsü vardı. Histopatolojik incelemede saptanan malignitelerin ikisi inguinal (% 22.0), altısı insizyonel (% 67), bir tanesi de umblikal (% 11) fıtık kesesi içinde yerleşmişti. Malignitelerin 5 tanesi (%56) gastrointestinal, 2 tanesi (%22) jinekolojik, 1 tanesi () meme ve 1 tanesi () de epididim kaynaklıydı. Fıtık kesesi içinde bulunan diğer patolojilerin çoğu, fıtıklaşmış bağırsak segmentleri , lipomlar ve omentumdu. Tartışma Ve Sonuç Herni keselerinin, altta yatan bir kanser için ilk ipucu olabileceği veya mevcut malignitenin bilinmeyen karın içi yayılımını gösterebileceğinden patolojik incelemeye gönderilmeleri gerekmektedir. Ameliyat sırasında anormal patolojik bulgular tespit edilirse maligniteyi dışlamak için mutlaka histopatolojik inceleme yapılmalıdır. Anahtar Sözcükler: Fıtık kesesi, Cerrahi patoloji, Metastatik karsinom

 

 

S14

Kayseri Şehir Hastanesinde i̇lk 7 ayda acil cerrahi gerektiren fıtık hastalarının değerlendirilmesi

Talha Sarıgöz
*Kayseri Şehir Hastanesi Genel Cerrahi Kliniği, Kayseri

 

AMAÇ: Kayseri Şehir Hastanesi Acil Tıp Servisi'ne başvuran ve acil cerrahi gerektiren fıtık vakalarını geriye yönelik olarak değerlendirmeyi amaçladık. GEREÇ VE YÖNTEM: Kayseri Şehir Hastanesi acil tıp servisine, 2019 yılının ilk 7 ayında fıtık sebebi ile başvuran 73 hasta geriye yönelik olarak değerlendirildi. BULGULAR: Bu hastalardan 44’ü inkarserasyon nedeni ile opere edildi. Bu hastaların ortalama yaşı 64±17 yıldı. Hastaların 12’si kesi fıtığı olup, 32’sinde daha önce geçirilmiş fıtık ameliyatı öyküsü yoktu. Boğulmuş fıtıklardan 6’sı femoral, 12’si sağ kasık, 7’si sol kasık, 14’ü göbek, 4’ü ventral ve 1’i eski phannenstiel kesi bölgesindeydi. Hastaların hikayesinde fıtık süresi ortanca 8 yıldı. Hastaların 24’ü genel cerrahi acil servisine, 20’si ise genel cerrahi yoğun bakım ünitesine alındı. Kasık fıtıklarının 5’i direkt, 14’ü indirekt herniydi. Hastaların ortanca yatış süresi 3 gündü. En uzun yatış süresi 15 gündü. Hastalardan 2’si yoğun bakım takiplerinde ex oldu. Diğer hastalar şifa ile taburcu edildi. TARTIŞMA ve SONUÇ: Acil cerrahi gerektiren gecikmiş fıtık ameliyatları elektif vakalar ile karşılaştırıldığında daha yüksek mortalite ve morbidite ile seyretmekte olup, finansal açıdan da yük oluşturmaktadır.

 

 

S15

İnkarsere ve strangüle abdominal hernilerde polipropilen yama kullanımı güvenli mi?

Ayberk Dursun, Mehmet Üstün, Batuhan Eyduran, Buğra Sağlam, Cem Tuğmen, Cengiz Aydin*Sağlık Bilimleri Üniversitesi Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi Kliniği, İzmir

 

AMAÇ:İnkarsere/strangüle hernilerin tamirinde polipropilen yama kullanımı tartışmalı bir konudur. Bir çok çalışmada veriler güvenli olduğu yönündedir fakat bazı çalışmalarda rezeksiyon yapılması, görüntüleme yöntemlerinde fıtık kesesinde şüpheli bulgular,kronik hastalık öyküsü olması durumunda yama kullanımı yüksek komplikasyon oranlarıyla beraberdir. Yama kullandığımız inkarsere/strangüle herni ameliyatları verilerimizi sunarak literatür havuzuna katkıda bulunmayı amaçladık. GEREÇ VE YÖNTEM:2015-2018 yılları arasında inkarsere/strangüle herni nedeniyle acil ameliyata alınan ve yama kullanılan 73 hasta retrospektif olarak incelendi. Hastaları demografik özelliklerine, komplikasyon durumlarına göre sınıflandırıldı. Ek hastalık ve geçirilmiş cerrahi öyküleri verilere dahil edildi. Çalışma prospektif olarak da planlandı. BULGULAR:Kriterleri karşılayan 73 hasta çalışmaya alındı. 37'si erkek(%50,7), 36'sı kadındı(%49,3). Ortalama yaş 59,1(30-93), ortalama yatış süresi 4,3 gündü. 2 hastada(%2,7) cerrahi alan enfeksiyonu(CAE), 2 hastada(%2,7) seroma gelişti. İnkarsere femoral herni nedeniyle ameliyat edilen ve CAE gelişen 1 hastaya negatif basınçlı pansuman sistemi(VAC) kuruldu. Seroma gelişen hastalara lokal pansuman uygulandı. Bu 4 hastanın operasyonlarında strangülasyon gelişmediği için rezeksiyon yapılmadı. Strangülasyon nedeniyle 23 hastaya(%31,5) parsiyel omentum rezeksiyonu, 3 hastaya(%4,1) ince bağırsak rezeksiyonu, 1 hastaya(%1,3) apendektomi, 1 hastaya(%1,3) epiploik apandajit eksizyonu uygulandı. Rezeksiyon uygulanan hastalarda CAE/seroma gelişmedi. 3 hastada(%4,1) nüks gelişti. Nüks gelişen hastalar inkarsere inguinal, umblikal ve epigastrik herni nedeniyle opere edilmişti ve operasyon sonrası CAE/seroma gelişmedi.İnkarsere nüks umblikal herni nedeniyle opere edilen 1 hastada(%1,3) ameliyattan 1 hafta sonra gelişen brid ileus nedeniyle mesh eksizyonu uygulandı. Çoklu operasyon öyküleri olan 1 hastada(%1,3) non-operatif takip edilen ileus tablosu gelişti ve nazogastrik sondayla dekompresyon uygulandı.Bir hastada(%1,3) CAE sonrası VAC pansuman sistemi kuruldu. CAE gelişen hastalarda yamanın eksizyonuna gerek duyulmadı. Kronik çoklu hastalık öyküsü olan, 93 yaşındaki 1 kadın hastada(%1,3) ameliyattan sonraki 12.günde exitus gelişti. Bu hastada cerrahi komplikasyon yoktu. TARTIŞMA VE SONUÇ:İnkarsere/strangüle abdominal hernilerde polipropilen yama ile tamir, ince bağırsak rezeksiyonu yapılması durumunda bile güvenle uygulanabilir. CAE gelişmesi durumunda yamanın çıkartılmasına gerek yoktur. Sonuçlarımız komplikasyon ve nüks açısından literatürle karşılaştırıldığında kabul edilebilir oranlara sahiptir. ANAHTAR KELİMELER:İnkarsere Herni, Yama

 

 

S16

Tek trokar kullanılarak yapılan laparoskopi̇k pri̇mer umbi̇li̇kal fıtık onarımı (lap-di̇ki̇ş tekni̇ği̇) uygulanabi̇li̇r bi̇r yöntem mi̇di̇r ?

Süleyman Çağlar Ertekin

*Bursa Çeki̇rge Devlet Hastanesi̇, Bursa

 

AMAÇ: Sol üst kadrandan 5 mm’lik trokar ile laparoskopik olarak enjektör ucu ve endoclose yardımıyla umbilikal fıtığın primer olarak kapatılmasına lap-dikiş tekniği(LDT) adı verildi. Çalışmamızda 20 mm’den büyük defekti olan; Lap-dikiş tekniği , açık ve laparoskopik yama ile umbilikal fıtık onarımı yapılan hastalar karşılaştırıldı. GEREÇ VE YÖNTEM : Ocak 2017 – Temmuz 2018 yılları arasında 20mm’den büyük defekti olan umbilikal fıtıklı hastalar çalışmaya dahil edildi. LDT tekniği; mesh ile onarım yapılmasını kabul etmeyen hastalara primer onarıma alternatif olarak uygulandı.Hastalar onarım tipine göre 3 gruba ayrıldı. Grup 1 : 5 mm tek trokar kullanılarak primer onarım yapılan, grup 2: laparoskopik yama ile onarım yapılan, grup 3: yama ile açık cerrahi onarım yapılan hastalardan oluşturuldu. BULGULAR : İlk 30 gün takipte Grup 1’de 11 hastanın 2’sinde seroma oluştu , enfeksiyon gözlenmedi. Grup 2’de 30 hastanın 7’sinde seroma, 1’inde enfeksiyon gelişti. Grup 3’te 22 hastanın 9’unda seroma , 4’ünde yüzeyel enfeksiyon gözlendi(p:0,062). Grup 1 ve 2 laparoskopik onarımlar birlikte değerlendirildiğinde açık cerrahiye göre seroma ve enfeksiyon oluşma oranları düşük görüldü ve p=0.008 anlamlı saptandı. Grup 1,2,3 ‘teki hastaların ameliyat sonrası 30.,90.,180. ve 360.gün kontrolleri yapıldı. 30. ve 90. gün hastalarda nüks saptanmadı. 180.gün kontrollerinde grup 1’de 1 hastada nüks saptandı. Grup 2’de nüks saptanmadı. Grup 3’de 2 hastada nüks saptandı(p:0.239). TARTIŞMA: Umbilikal fıtığı olan hastalarda laparoskopik onarımlar(grup 1 ve 2), açık cerrahi ile karşılaştırıldığında ilk 30 gün takiplerinde komplikasyon oluşma oranları düşük ve istatistiksel olarak anlamlı saptandı. LDT tekniği ile opere edilen , 180.gün takiplerinde nüks görülen 1 hastanın yapılan kilo takibinde operasyondan nüks gelişimine kadar geçen sürede 13 kilo aldığı saptandı ve nüks oluşumunun aşırı kilo alımına bağlı olabileceği düşünüldü. SONUÇ: Yama kullanılmasını kabul etmeyen veya yama kullanılması uygun olmayan hastalarda LDT tekniği uygulanabilir bir yöntemdir.

 

  

S17
Total Ekstraperi̇toneal (TEP) onarımda balon di̇sseksi̇yonu i̇le teleskopi̇k di̇sseksi̇yonun karşılaştırılması. Prospekti̇f randomi̇ze kontrollü çalışma
Mehmet Ali Gök, Çağrı Ti̇ryaki
*Sağlık Bilimleri Üniversitesi Derince Eğitim Araştırma Hastanesi, Kocaeli

 

AMAÇ Kasık fıtığı hastalarında Total Ekstraperitoneal (TEP) onarım sırasında ekstraperitoneal boşluğun balonla oluşturulması yüksek maliyet gerektirir. Bu çalışmamızda düşük maliyetle laparaskopik fıtık ameliyatını güvenli bir şekilde uygulamayı amaçladık. GEREÇ VE YÖNTEM Sağlık Bilimleri Üniversitesi Derince Eğitim Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi Kliniğinde komplike olmayan primer tek taraflı veya bilateral kasık fıtığı şikayeti bulunan 74 hasta iki gruba randomize edildi. Birinci gruba balon diseksiyonu ve ikinci gruba direkt teleskopik diseksiyon yapıldı. BULGULAR Yaş ortalaması 47 olan 68 erkek ve 6 kadın vardı; Kasık fıtıklarının 8 tanesi bilateraldi. Ekstraperitoneal alan hastaların 70 inde (% 94.6) tatmin edici şekilde anatomi ortaya kondu. TEP'den TAPP' a dönüş 1. Grupta 2(% 5,4), 2. Grupta 4(% 10,4) idi. Kasık semptomları ile umbilikusa olan mesafe diseksiyon kolaylığını etkileyen önemli bir faktördü. Skrotal ödem insidansı grup 2'de grup 1 ile karşılaştırıldığında anlamlı bir fark yoktu. Grup 2'de indirekt inguinal herniler olan hastalar daha fazla skrotal ödem ile başvurdular. Cerrahiden 6 saat sonra ağrı skoru grup 2'de anlamlı derecede yüksekti (p <0.021). Bilateral fıtıklar ve indirekt fıtığı olan hastalar 6 saatte daha yüksek ağrı skoru ile korele idi. Hastaların% 16.21'inde grup 1'de seroma gelişti, grup 2'de% 21.6 idi (p <0.001). TARTIŞMA VE SONUÇ TEP onarımında inguinal alan anatomisinin ortaya konması ve ekstraperitoneal alanda diseksiyon hem yüksek maliyetli balon (grup 1) hem de teleskopik diseksiyon (grup 2) ile eşit derecede tatmin edicidir. Teleskopik disseksiyon ile yapılan vakalarda , 6 saatte postoperatif ağrıda belirgin artma mevcutdu. Skrotal ödem ve seroma oluşumu iki grup arasında bir farklılık yoktu. Bununla birlikte, 3 aylık takip süresinde balon diseksiyonu, TEP onarımlarının genel olarak uzun dönem sonuçlarında doğrudan teleskopik diseksiyona göre önemli bir avantaj sağlamamıştır. Balon diseksiyonu yeni başlayanlar için faydalı olarak kabul edilirse, düşük maliyet açısından teleskopik disseksiyon güvenle uygulanabilir.

 

 

S18
Boğulmuş kasık fıtıklarında laparoskopi̇k onarım i̇lk seçenek olmalı mıdır?
Tamer Akay*, Murat Akıcı**
*Bandırma Devlet Hastanesi, Balıkesir

**Afyon Sağlık Bilimleri Üniversitesi Hastanesi, Afyon

 

AMAÇ: Bu çalışmada amacımız boğulmuş kasık fıtığı ile acil servise başvuran hastalara laparoskopik kasık fıtığı onarımının acil şartlarda yapılabilirliği sorusuna cevap aramaktır. GEREÇ VE YÖNTEM: Bir ilçe devlet hastanesi genel cerrahi kliniğinde, Ocak 2015 - Haziran 2019 tarihleri arasında boğulmuş kasık fıtığı tanısıyla laparoskopik yaklaşım ile ameliyat edilen hastaların dosyaları geriye dönük olarak incelendi. BULGULAR: Laparoskopik trans-abdominal preperitoneal fıtık onarımı (TAPP) yapılan toplam 63 hastanın dosyası incelendi. Yaş ortalaması 52,8 olduğu belirlendi. 41 olguda sağ (%65), 21 olguda sol (%33,3), bir olguda iki taraflı (%1,58) olmak üzere toplam 64 onarım yapıldığı saptandı. Bu hastalardan 47’si indirekt (%73,4), biri femoral (%1,56) ve 16’sı direkt (%25) fıtıktan oluşmuştur. Hastalardan dördü (%6,25) bağırsak tıkanıklığı tablosu halinde başvurmuştur. Bu hastalardan üçünde (%4,68) ince bağırsak seviyesi, bir hastada (%1,56) kalın bağırsak seviyesi saptandı. Hastalar ağrı şikayetleri başladıktan ortalama 186 dakika sonra acil servise başvurmuşlardır. Ameliyat süresinin ortalama 65 dakika (35- 110 dakika), yatış süresinin 2,4 gün olduğu saptandı. Komplikasyonlar incelendiğinde bir hastada seroma (%1,56), bir hastada sol parakolik alanda hematom (%1,56), bir hastada idrar yolu enfeksiyonu (%1,56) ve bir hastada iatrojenik ince bağırsak delinmesi (%1,56) geliştiği görüldü. Minör komplikasyon oranı %4,68, majör komplikasyon oranı %1,56 olarak saptandı. Hastalarda erken dönemde tekrar fıtık gelişmediği belirlendi. TARTIŞMA: Çalışmamızdaki parametrelerden hastaneye başvuru süresi, fıtık yerleri ve çeşitleri, hastanede yatış süresi ve ameliyat süreleri incelendiğinde literatür ile uyumlu bulunmuştur. Minör ve majör komplikasyonlar değerlendirildiğinde; Vogt ve ark. çalışmasında , Stoker ve ark. çalışmasında , Payne ve ark. çalışmasında , Leibl ve ark. çalışmasında %2.8 komplikasyon saptanmıştır. Minör komplikasyon oranımız literatür ile uyumludur. Boğulmuş kasık fıtıklarının %5-15’inde nekroz nedeniyle bağırsak rezeksiyonu gerekebilir. Akıncı ve arkadaşlarının yaptığı çalışmada iki hastada ileum rezeksiyonu (%2) saptanmaktadır. Çalışmamızda bir hastada bağırsak rezeksiyonu uygulanmıştır ve majör komplikasyon oranımız literatür ile uyumlu saptanmıştır. SONUÇ: Boğulmuş kasık fıtığı tanısı almış hastalarda laparoskopik onarımın acil şartlarda güvenle yapılabileceği görüşündeyiz.

 

 

S19
Çift balonlu enteroskopi tanılı Meckel divertikülit Littre fıtığına laparoskopik yaklaşım.
Mirkhalig Javadov, Hikmet Fatih Ağalar
*Yeditepe Universitesi İhtisas Hastanesi, İstanbul

 

 Amaç: Belirgin kanama şikayeti olan hastanın çift balonlu enteroskopi yardımı ile Meckel divertikülit tanısı sonrası laparoskopik girişim ile Littre fıtığı onarımı irdelenmiştir. Gereç ve Yöntem: 25 yaşında kadın hasta doğum sonrası 3 günlük mekonyum ileusu için ameliyat olmuş. Hasta, anemi, rektal kanama, karın ağrısı ve hipotansiyon şikayeti ile hastanemize başvurdu. Hastaya önce Bilgisayarlı Tomografi Anjiografi (BT Anjio) yapıldı. Kanama odağı ortaya konamadı. Sonra hastaya çift balonlu enteroskopi yapılarak kanamanın Meckel divertikülünden olduğu anlaşıldı. Bunun üzerine hastaya ameliyat planlandı. Bulgular: Laparoskopik girişim sırasında Meckel divertikülin hastanın 3 günlükken mekonyum ileusuna ilişkin yapılan ameliyatın transvers insizyon kenarına yakın açılan ve sonra kapatılan eski ostomi lojuna herniye olduğu Littre fıtığı görünümü saptandı. Eski ostomi yerinde 1.5 cm boyutlarında ciltaltına kadar uzanan inkarsere Littre fıtığı saptandı. Herni proksimalinde intestinal ansların kısmı dilate olduğu görüldü. Laparoskopik olarak Meckel Divertikülü rezeke edildi ve Littre fıtığı redükte edilerek onarıldı. Tartışma: Littre fıtığı, Meckel divertikülünün potansiyel abdominal açıklıktan dışarı taşmasıdır. Alexis de Littre (1700) ileal divertikülü ilk defa bildirmiştir. Johann Friedrich Meckel (1809) ise embriyolojik kökenlerini öne sürmüştür. Embriyolojik olarak, Meckel divertikülü, midgutun beşinci haftaya kadar göbek vezikülü ile iletişim kurduğu omfaloenterik kanalın kalıcı bağırsak kısmıdır. İleumun antimesenterik sınırında, genellikle ileoçekal valften 30 ila 90 cm, 3 ila 6 cm uzunluğunda ve 2 cm çapında bulunur. Genel Littre fıtığı bölgeleri: kasık (% 50), göbek (% 20),femoral (% 20) ve diğer (% 10). Meckel divertikülü, kesede, bağlı olduğu ileal ilmek ile eşlik edebilir; nadiren, hapsedilme veya boğulma, nekroz, kanama ve perforasyona uğrayabilir. Çocuklarda, çoğunlukla göbek fıtıklarında bulunur ve divertikül keseye yapışmaya daha yatkındır. Littre hernisinin cerrahi tedavisi divertikül rezeksiyonu, herniorrafi ve onarımdır. Sonuç: Yaptığımız literatür taramasında Littre fıtığı olgu sunumları şeklinde dikkati çekmektedir. Olgumuzun çift balonlu enteroskopi ile tanı konulması, kanamaya neden olan Meckel divertikülünün Littre fıtığı şeklinde bulunması ve laparoskopik yöntemle tedavisi oldukça nadir bir durum olduğu için sunulmuştur.

 

  

S20
İnkarsere / strangüle i̇nguinal herni ayırımında direkt grafi yeterli mi?
Semra Demirli Atıcı, Değercan Yeşi̇lyurt, Mehmet Üstün, Cem Tuğmen
*Sağlık Bilimleri Üniversitesi Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Genel Cerrahi Kliniği, İzmir

 

Amaç: Acil opere edilen inkarsere ve strangüle inguinal hernilerde preoperatif çekilen ayakta direkt batın grafisi ve yüzeyel doku ultrasonografilerin inkarserasyon ve strangülasyon öngörülebilirliğine katkısını sunmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Haziran 2017 ile Haziran 2019 yılları arasında inkarsere/strangüle inguinal herni nedeniyle opere edilen olguların preoperatif görüntüleme yöntemlerini ve peroperatif ameliyat bulguları retrospektif olarak incelendi. Bulgular: Çalışmaya acil servisten inkarsere/strangüle inguinal herni tanısı ile opere edilen 53 hasta dahil edildi. 33 hasta sağ, 20 hasta ise sol inguinal bölgedeki inguinal herniye bağlı inkarserasyon veya strangülasyon nedeniyle opere edildi. 15 hastaya segmenter ince bağırsak rezeksiyonu anastomoz uygulanırken, iki hastaya sağ hemikolektomi ileotransversostomi, bir hastaya sigmoid kolon rezeksiyonu, iki hastaya ise omentektomi uygulandı. Postoperatif iki hastada morbidite olarak anastomoz kaçağı gözlendi ve reopere edildi. 5 hasta exitus oldu. Sonuç: Çalışmamızda preoperatif çekilen ayakta direkt batın grafisinde hava sıvı seviyesi olan hastalarda bağırsak rezeksiyon oranı ve strangülasyon oranı yüksek saptanmıştır. İnkarsere/ strangüle inguinal herni ayırımında basit ve ucuz görüntüleme yöntemleri ile yeterlidir.

 

 

S21
di̇rekt i̇ngui̇nal herni̇leri̇n Lichtenstein tekni̇ği̇ i̇le onarımında yamanın lateral kuyruklarının kruvaze tarzında di̇ki̇lmesi̇ni̇n postoperati̇f erken ve geç dönem sonuçlara etki̇leri̇
Hakan Kulaçoğlu*, Alparslan Şahi̇n**, Engi̇n Ölçücüoğlu***
*Ankara Fıtık Merkezi̇, Ankara
**Konya Eği̇ti̇m Ve Araştırma Hastanesi̇ Genel Cerrahi̇ Kli̇ni̇ği̇, Konya
***Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eği̇ti̇m ve Araştırma Hastanesi̇ Genel Cerrahi̇ Kli̇ni̇ği̇, Ankara

  

Amaç: Lichtenstein onarımında kullanılan yamanın lateral kuyruklarının nötral pozisyonda bırakılmasının iç halka lateralinden nükse izin verebilmesi nedeniyle kuyrukların kruvaze tarzında birlikte inguinal ligamana dikilmesini önerilmiştir. Bu konuda karşılaştırılmalı bir klinik çalışma mevcut değildir. İndirekt (lateral) herniler için önem taşıyabilecek bu teknik ayrıntı direkt (medial) hernilerde gerekli olmayabilir; dahası postoperatif dönemde rahatsızlık hissine neden olabilir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada 2013 yılında ameliyat programına dahil edilen 100 hasta sırayla randomize edildi (Kruvaze Grubu ve Kontrol Grubu). Polipropilen yamanın sabitleme dikişlerinde 2/0 polidioksanon kullanıldı. Hastaların takipleri postoperatif 1.ayda ve 1.yılda klinikte fizik muayene şeklinde ve son olarak 2019 yılı temmuz ayında telefon anketi ile yapıldı. İlk değerlendirmeler VAS ve SF36 kullanılarak yapılırken, son değerlendirme VAS ve Sheffield Ağrı Skorlaması kullanıldı. Bulgular: Postoperatif 1.ayda ortalama VAS ve SF36 skorları kruvaze grubunda kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde yüksekti 1.yılda her iki grubunda skorları birbirine benzerdi. 1 yıl sonunda şiddetli kronik ağrı tanımlayan hasta yoktu. Çok hafif kronik ağrısı olan hastaların oranı kruvaze grubunda %38,8 iken kontrol grubunda %7,3 idi. Her iki grupta 1’er hastada nüks tespit edildi (%2). Telefonla ortalama takip süresi 87,7 ay olan kontrol grubunda ortalama VAS 0,05 iken kruvaze grubunda 0,22 idi (89,6 ay). Sheffield ağrı skorları da benzer şekildeydi. Çok hafif kronik ağrısı olan hastaların oranı kruvaze grubunda %22 iken kontrol grubunda %4,7 idi (p<0,016). Hastalar tarafından yeni bir nüks olgusu ifade edilmedi. Sonuç: Medial inguinal hernilerin onarımında yamanın lateral kuyruklarının kruvaze tarzında dikilmemesi nüks oranında artışa neden olmamaktadır. Kruvaze işlemi yapılan hastalarda çok hafif de olsa ağrı ifade edenlerin oranı kontrol grubuna göre anlamlı şekilde yüksek olabilmektedir.

 

 

S22
Boğulmuş kasık fıtığında acil operasyon gerekliliği deneyimimiz
Zeynep Betül Yıldız, Erkan Somuncu, Mehmet Celal Kızılkaya
*Kanuni Sultan Süleyman Eğitim Ve Araştırma Hastanesi, İstanbul

 

Amaç: Bu çalışmanın amacı, İstanbul Sağlık Bilimleri Üniversitesi Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesi acil servisine başvuran hastalar içinde genel cerrahi tarafından ameliyat edilen boğulmuş kasık fıtıkların acil operasyon gerekliliğini ve demografik dağılımını değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Ocak 2014 ile Haziran 2019 tarihleri arasında Genel Cerrahi Servis yatış verileri ve hastaların ameliyathane kayıtları hastane bilgi yönetim sistemi üzerinden geriye dönük incelendi. Veriler SPSS 22 istatistik programı ile analiz edildi. Bulgular: Acil servis başvurusu nedeniyle 125 hastada boğulmuş kasık fıtığı saptandı ve acil ameliyat edildi. Hastaların 28’i kadın, 97’ si erkek idi. Ortalama yaş 54,7 (18-89 yaş aralığı) idi. Bunların 50’si sol, 75’i sağ yerleşimli idi. Hastaların 9’u nüks idi. 19 hastada femoral fıtık saptandı. %77,5 hastada rezeksiyon ve/veya eksizyon gerekmez iken, hastada omentum en sık olarak eksize edildi. %7,2 hastada ise kısmi bağırsak rezeksiyonu yapıldı. Boğulmuş femoral fıtıklar da rezeksiyon ve/veya eksizyon oranı diğer boğulmuş kasık fıtıklara göre anlamlı derece de yüksek idi (p: 0,003). Tartışma: Boğulmuş kasık fıtığı her zaman acil cerrahi müdahale gerektiren bir durumdur. Morbidite ve mortalite, uygun şartlarda onarım ile karşılaştırıldığında ciddi şekilde artmıştır. Anestezi indüksiyonu sırasında veya kendiliğinden meydana gelen redüksiyon cerrahı genellikle korkutur ve bir felaketi önlemek için karın içeriğini değerlendirmek gereklidir. Bununla birlikte, kendiliğinden meydana gelen redüksiyon ve olası bağırsak iskemisi / nekrozu durumunda en uygun müdahale konusunda bir kılavuz yoktur. Bağırsak iskemisinden şüphelenildiğinde karın içini kesin olarak değerlendirmek için cerrah hastaya tanısal laparoskopi ve/veya laparotomi planlamalıdır. Boğulmuş kasık fıtığı hastaların % 15'inde cerrahi rezeksiyon gerektiren bağırsak nekrozu olduğu bildirilmiştir. Bu nedenle bağırsak iskemisinin doğru ve zamanında tanınması ve müdahale edilmesi kritik önem arz etmektedir. Sonuç: Bu çalışma, çoğu boğulmuş kasık fıtığı olgusunda rezeksiyon ve/veya eksizyon ihtimalinin oldukça düşük olduğunu gösterse de, boğulmuş femoral fıtıklar da ivedilikle cerrahi düşünmemiz gerektiğini bize hatırlatmıştır.

 

 

S23
Abdominal duvar rekonstruksiyonunda hatırlanması gereken yöntem : Chevrel Tekniği
Özcan Dere , Okay Nazlı, Aykut Dadaşoğlu
*Sıtkı Koçman Üniversitesi Tıp Fak Genel Cerrahi AD, Muğla

 

Giriş : Chevrel tekniği, onlay tekniği kullanılarak uygulanan ventral herni tamiri ile benzer sonuçlara sahiptir. Chevrel tekniğinde onlay tekniğe fark olarak öncelikle rektus kılıfı ön yaprağı gerilimsiz herni tamiri amacı ile kısmı myofasiyal flep uygulanarak fasyal kapatılma uygulanmış olur. Fasyal köşelere yama takviyesi tespiti ile fıtık tamiri yapılır.Bu çalışmada 2013 – 2019 yılları arasında insizyonel ve primer abdominal hernilere uyguladığımız chevrel tekniği ve sonuçlarımızı paylaşmayı amaçladık. Metod: Ocak 2013 tarihinden itibaren Chevrel tekniği uygulanan 79 hasta incelendi. Hastaların demografik yapıları, cerrahi sonrası cerrahi alan olayları ve cerrahi alan enfeksiyonları açısından değerlendirildi. Bunlara karşı gerçekleştirilen eylemler dökümente edildi. Nüks oranları değerlendirildi. Hastaların operasyon sonrası hayat kalitesini değerlendirmek amacı ile Carolinas comfort scale anketi telefon ile aranarak değerlendirildi. Sonuçlar: Chevrel operasyonu uygulanan 79 hastaya geriye doğru incelendiğinde hastalarda 1 hastada cerrahi dışı mortalite gerçekleşirken ortalama 35 aylık takip ortalaması ile yalnız 2 hastada tekrar operasyon ihtiyacı gerekmeyen nüks gelişti. Hastalarda bir çok cerrahi alan olayı gerçekleşti. Bunlar 16 seroma ,4 hematom ,6 yara yeri ayrışması ,4 sellulit, 3 yüzeyel ,1 hastada derin yara yeri enfeksiyonu tanımlandı. Bu hastaların 26 tanesi yatak başı uygulamalar ve i.v antibiyoterapi ile tedavi edilirken 4 tanesi amaliyathanede debritman ve sonrasında vac terapi uygulamaları ile tedavi edilmiştir. Vac tedavisi uygulana hastaların ikisinde nüks gelişmiştir. Hastaların ortalama herni defect çapı ( ameliyat masasında fasyal ayrışma ve diseksiyon uygulandıktan sonra ölçülen transvers çapı )7 cm dir. Tartışma ve Sonuç : Fıtık tamiri prensnipleri gereği gerilimsiz fasyal kapanma esas prensiptir. Chevrel tekniği Kabul edilebilir komplikasyon ve nüks oranları ile özellikle onlay ventral herni tamirine iyi bir alternatiftir.

 

 

S24
Laparoskopik inguinal herni ameliyatında mesh tespiti gerekli mi?
Önder Karabay
*Yedikule Surp Pırgiç Ermeni Hastanesi, İstanbul

 

Amaç: İnguinal herni günlük pratikte en sık karşılaşılan uygulamalardan birisidir. Laparoskopik tedavi yöntemleri giderek artan oranda bu alanda da kullanılmaktadır. Abdominal veya ekstraperitoneal girişimlerde rutin olarak mesh kullanılmakta olup, mesh tespiti içinde değişik materyaller üretilmektedir. Ağrı ameliyat sonrası dönemde en sık karşılaşılan minör komplikasyonlardandır. Son yıllarda anatomiye daha uygun meshler piyasaya çıkmış olup tespit ihtiyacı olmadığı belirtilmektedir. Özel bir hastanede tek cerrah tarafından ardışık olarak yapılan mesh tespiti olmadan laparoskopik ekstraperitoneal inguinal herni onarımı (TEP) ameliyatlarının sonuçlarını değerlendirmeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Ocak 2016 ve Temmuz 2019 tarihleri arasında özel bir hastanede inguinal herni nedeniyle laparoskopik inguinal herni onarımı (TEP) yapılmış 71 hastanın dosyaları retrospektif olarak incelendi. Direk inguinal hernisi olanlarda mesh tespiti rutin yapıldığından dışlandı. 47 hasta çalışmaya katıldı. Tüm hastalara 3 boyutlu mesh (3DMax Mesh, BARD, USA) kullanıldı. Hiçbir hastaya mesh tespiti yapılmadı. Ameliyat sonrası 1.gün ve 7.günde VAS(Visual Analogue Scale) ağrı skalası ile ağrı durumu 1-10 arası değerlendirildi. Bulgular: Hastaların 45’i erkek, 2’si kadındı. Ortalama yaş 42,8 idi. 47 hastanın 6’sı (,7) bilateral, 41’i (%87,3) tek taraflı inguinal herniydi. 2 hasta nüks inguinal herni nedeniyle ameliyat edildi. Ortalama semptom süresi 8,3 aydı. Ortalama ameliyat süresi 51,4 dakikaydı. Çift taraflı onarım yapılan hastalar dışlanırsa ortalama ameliyat süresi 46,1 dakikaydı. Postoperatif ortalama VAS skoru 1.günde 3,3, 7.günde 2,4’dü. Ameliyat sonrası dönemde 3 hastada (%6,3) cilt enfeksiyonu ve 3 hastada da (%6,3) nüks gelişti Tartışma: Laparoskopik inguinal herni ameliyatlarında sıklıkla mesh tespiti için tucker veya fibrin glue gibi ürünler kullanılmakta ve bazen bu durum kronik ağrı ile ilişkilendirilmektedir. Yaptığımız çalışmada indirek inguinal hernisi olan hastalara mesh tespiti yapılmamış olup, hastalarda postoperatif ağrının oldukça az düzeyde olduğu görülmüştür. Sonuç: Laparoskopik ekstraperitoneal inguinal herni onarımında mesh tespiti olmadan anatomik mesh kullanılması ağrı oluşumun azaltılması ve maliyet açısından etkili ve faydalı bir yöntem olabilir.

 

 

S25
iİngui̇nal herni̇ onarımında hangi̇ yaklaşım?
Muhammet Fikri Kündeş,
*Dr Lütfi Kırdar Kartal Eğitim Araştırma Hastanesi, İstanbul

 

AMAÇ: İnguinal herni onarımları dünyada sıklıkla uygulanan cerrahi prosedürlerdir. Literatürde tanımlanan çok sayıda onarım yöntemi mevcuttur. Hangi yöntemin en iyi postoperatif sonuca sahip olduğuna ilişkin tartışmalar da halen daha devam etmektedir. Bu çalışmamızın amacı güncel olarak uyguladığımız açık Lichtenstein herni onarımı (LHO) ile laparoskopik total extraperitoneal herni onarımının (TEPP) sonuçlarını literatür eşliğinde değerlendirmek. GEREÇ VE YÖNTEMLER: Ocak2017-Aralık 2018 yılları arasında Dr Lütfi Kırdar Kartal Eğt ve Araştırma Hastanesinde inguinal herni nedeni ile TEPP ve LHO yöntemi ile opere edilen 201 hasta retrospektif olarak değerlendirildiler. Bu hastaların 98 ine TEPP onarımı, 103 üne LHO uygulandı. Hastalarımız yaş,cinsiyet,herni tipi, operasyon süresi,ağrısız mobilizasyon,postop erken ve geç komplikasyonlar, hastanede yatış süresi,eşlik eden hastalıklar yönünden değerlendirildiler.18 yaş altında olanlar ,nüks herniler ve kendisine ulaşılamayan hastalar ASA 4 hastalar çalışma kapsamına alınmadılar. İstatistiksel değerlendirmede student t ve ki kare testleri kullanıldı. BULGULAR: 201 hastanın 186 sı erkek idi(92.5%). 145 (72.5%) hasta da sağ inguinal herni mevcuttu.En genç hastamız 18, en yaşlı hastamız79 olup ortalama 47±4.1 idi.TEPP Grubu ile LHO grubu yaş, cinsiyet,herni tipi,ek hastalık açısından benzerdi. Ortalama takip süremiz 13 ay idi.Operasyon süresi TEPP de ortalama 61.2±15 dk(40-80dk) olup ,LHO grubunda ortalama 55.3±12 dk(45-70) olup; TEPP grubunda anlamlı olarak uzun idi(P<0.05).Postoperatif erken komplikasyonlar TEPP de 9.1%, LHO da 12.5% olup anlamlı değil idi.Potoperatif nüks TEPP de 2 olguda (2.04%), LHO da da 2 olguda 1.94% tesbit edilmiş olup anlamlı bulunmamıştır. Bütün hastalar postoperatif 1nci gün taburcu edildiğinden hastanede kalış süreleri eşittir.Postoperati ağrı ve erken mobilizasyon TEPP grubunda daha iyi olmasına rağmen LHO grubuna göre anlamlı bulunmamıştır. TARTIŞMA VE SONUÇ: Günümüzde uyguladığımız modern herni onarım yöntemlerinin postoperatif sonuçları arasında çok belirgin bir farklılık tespit edilmemiştir. Çalışmamızın bu sonuçları doğrultusunda herni onarımında operasyon tekniği seçiminde en uygun yönteme mevcut şartlara göre karar verilebilir. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Herni,onarım,komplikasyon

 

 

S26
İnguinal kitle ayırıcı tanısında nadir kitle: Schwannoma
Osman Bandırmalı*, Hande Köksal**
*Kulu Devlet Hastanesi, Genel Cerrahi Bölümü, Konya
**Konya Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Genel Cerrahi Kliniği, Konya

  

İnguinal Kitle Ayırıcı Tanısında Nadir Kitle: Schwannoma Osman Bandırmalı¹, Hande Köksal², Meryem İlkay EREN KARANİS³ ¹Kulu Devlet Hastanesi, Genel Cerrahi Bölümü, Konya, Türkiye ²Konya Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Genel Cerrahi Kliniği, Konya, Türkiye ³ Konya Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Tıbbi Patoloji, Konya, Türkiye Amaç: İnguinal kitle ile başvuran hastaların ayırıcı tanısında çok nadir görülen kitleler tespit edilebilir. Bu vakada, inguinal bölgede yer alan ve ağrılı kitleye neden olan inguinal schwannoma vakasını sunuyoruz. Gereç ve Yöntem: 90 yaşında erkek hasta, Konya Kulu Devlet Hastanesi’ne kasıkta ağrılı ele gelen kitle ile başvurdu. Çıkarılan kitleye immünohistokimyasal boyama yapılarak schwannoma tanısı konuldu. Tartışma: Schwannoma, periferik sinirlerden büyüyen bir sinir kılıfı tümörüdür. Genellikle iyi huyludur ve sadece lokal olarak nükseder. Benign periferik sinir kılıfı tümörleri asemptomatiktir ve genellikle tesadüfen farkedilir. Eksizyon hemen hemen her durumda iyileştiricidir. Sonuç: İnguinal kitlelerin ayırıcı tanısında oldukça nadir görülen bu kitlenin, özellikle herni ile uyumsuz inguinal kitle saptanan hastalarda akılda tutulmasının önemli olabileceği görüşündeyiz. Anahtar Kelimeler: İnguinal kitle, Benign periferik sinir kılıf tümörü, Schwannoma

 

 

S27
Laparoskopik kompleks abdominal herni onarımı sonrası gelişen seroma önlenebilir mi ?
Murat Baki Yıldırım, İbrahim Tayfun Şahiner
*Hitit Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi AD, Çorum

  

Amaç Kompleks abdominal hernilerin tamirinde günümüzde laparoskopik yaklaşım giderek artmaktadır. Ancak onarım sonrası seroma oluşumu önemli bir dezavantajdır. Bu çalışma ile fasyanın kapatılmasının seroma oluşumunu önlemedeki etkinliği ortaya koyulmaya çalışıldı. Gerekçe ve Yöntem Bu çalışmada Mart 2018 ile Haziran 2019 tarihleri arasında Hitit Üniversitesi Genel cerrahi kliniğinde kompleks abdominal herni nedenli laparoskopik onarım yapılan hataların verileri retrospektif olarak toplandı. Veriler hasta dosyalarından ve hastalar klinik kontrole çağırılarak yapıldı. Bulgular Çalışmaya 26 hasta dahil edildi. Dahil edilen hastaların hepsi daha önce fıtık cerrahisi geçirmiş hastalar olduğu görüldü. Hastaların 16’sı kadın, tüm hastaların yaş ortalamasının 56 olduğu görüldü. Hastaların ortalama vücut kitle indeksi (VKİ) 38,5 idi. Hastaların fasya defektlerinin çaplarının ortalaması 81 mm olduğu görüldü. Cerrahi teknik olarak herni içeriğinin redüksiyonu sonrasından 19 hastanın fasyal açıklığı sütür ile kapatılırken 7 hastanın fasyal açıklığının kapatılmadığı, tüm hastalarda dual mesh kullanılarak dual crown tekniği ile mesh sabitlendiği görüldü. Fasyal sütürasyon yapılan hastalarda seroma formasyonu oluşmaz iken fasyal sütürasyon yapılmayan hastaların 2’sinde 3 aydan daha kısa süren seroma formasyonu oluştuğu cerrahi müdahaleye gerek kalmadığı görüldü. Tartışma Ve Sonuçlar Kompleks abdominal hernilerin tamiri sonrası açık yöntemlerde özellikle vki yüksek hastalarda nüks oldukça sık görülmektedir. Laparoskopik yöntemler nüks oranlarını anlamlı şekilde azaltmıştır. Ancak laparoskopik herni onarımı sonrası en sık görülen komplikasyonlardan birisi seroma oluşumudur. %46’ya varan oranlar bildirilmiştir. Seroma hastaya huzursuzluk hissi verdiği gibi nüks oranının arttırdığı çeşitli çalışmalarda gösterilmiştir. Seroma formasyonunu azaltmak için çeşitli yöntemler denenmiştir. Fasyanın sütürasyonu bu yöntemlerden birisidir. Teknik olarak hastalarımızda fasyal sütürasyon ile birlikte fıtık kesesinin tamamının çıkartılması ve cilt altı dokunun fasya kenarlarına sütüre edilerek potansiyel ölü boşluğu azaltılması hedeflenmiştir. Fasyal sütürasyon yapılan hiçbir hastada seroma gelişmemesi bu tekniğin seromayı önlemede etkin olduğunu düşündürtmektedir. Ancak daha kesin sonuçlar alınması için çalışamaya dahil edilen hasta sayısının artması ve takip süresinin uzaması gerekmektedir.

 

 

S28
İnkarsere ve strangüle hernilerde nötrofil/lenfosit oranı mortalite belirleyicisi midir?
Semra Demirli Atıcı, Değercan Yeşilyurt, Mehmet Üstün, Cengiz Aydın
*Sağlık Bilimleri Üniversitesi Tepeci̇k Eği̇ti̇m ve Araştırma Hastanesi̇, Genel Cerrahi Kliniği, İzmir

 

Amaç: Acil servise sık başvuru sebeplerinden biri olan inkarsere ve strangüle hernilerin postoperatif mortalitesini öngörmede belirleyici faktörlerin belirlenmesi ve tedavi yönetimini belirlemektir. Yöntem ve Gereçler:Haziran 2017 ile Haziran 2019 yılları arasında inkarsere/strangüle inguinal herni nedeniyle opere edilen olguların preoperatif Nötrofil/ Lenfosit oranları yöntemlerini ve peroperatif ameliyat bulguları retrospektif olarak incelendi. Bulgular: Çalışmaya acil servisten inkarsere/strangüle inguinal, umblikal, insizyonel herni tanısı ile opere edilen 131 hasta dahil edildi. 54 hasta (34 hasta sağ, 20 hasta ise sol), 33 insizyonel herni, 44 hasta umblikal ve epigastrik herniye bağlı inguinal herniye bağlı inkarserasyon veya strangülasyon nedeniyle acil opere edildi. 3ü anastomoz kaçağı , ikisi evisserasyon olmak üzere 5 morbidite gözlenirken, postoperatif 11 hasta exitus oldu. Sonuç: Çalışmamızda preoperatif alınan labaratuvar testlerinden hemoram tetkikine göre bakılan nötrofil/lenfosit oranı yüksekliği strangüle hernisi olan hastalarda ve exitus olanlarda anlamlı çıkmıştır(p <0.05) Tartışma ve Sonuç: NLO inkarsere ve strangüle herni nedeniyle acil opere edilen hastalarda mortalite belirleyicisi olabilecek basit ve ucuz bir tetkiktir.

 

 

S29
Karın orta hat kesilerinde i̇nsizyonel herni oluşumuna etki eden faktörlerin değerlendirilmesi
Sedat Tan , Orhan Üreyen, Murat Koç, Orkun Subaşı, Erkan Oymacı, Enver İlhan, Mehmet Yıldırım
*İzmir Bozyaka Eğitim ve Araştırma Hastanesi, İzmir

 

AMAÇ: İnsizyonel herni orta hat karın cerrahisi sonrası uzun dönemde en sık gelişen komplikasyondur. Yaşam kalitesinin bozulmasının yanısıra inkarserasyon ve strangülasyon gibi hayatı tehdit edici sonuçları da olabilmektedir. Bu çalışmayla fıtık oranımızı saptamayı ve neden olan faktörleri inceleyip çözüm önerileri getirmeyi amaçladık. GEREÇ VE YÖNTEM: Son 5 yıl içerisinde kliniğimizde orta hat kesisiyle karın cerrahisi uygulanan ve ameliyatın üzerinden en az 1 yıl süre geçmiş hastalardan, son 6 ay içinde fizik muayene, ultrason ve tomografi kontrolü olanlar çalışmaya alındı. BULGULAR: Çalışmaya alınan 84 hastanın yaş ortalaması 66 (32-81) idi. Hastaların 57’si erkek (%67,9), 27’si (%32,1) kadındı. 35 hasta acil, 49 hasta elektif olarak opere edildi. 14 hasta temiz, 44 hasta temiz kontamine, 20 hasta kontamine, 5 hasta kirli sınıftaydı. İnsizyon boyutu ortalaması 21 (14-45) cm’di. 42 (%50) hastanın patolojisi malign idi. 42 (%50) hastada sigara öyküsü mevcuttu. 15 (,9) hastada postoperatif korse kullanılmıştı. Komorbidite olarak 5 hastada KOAH (%6), 10 hastada kardiyak (,9), 2 hastada steroid kullanım öyküsü (%2,4), 1 hastada KBY (%1,2) mevcuttu. VKİ’ye göre 9 hasta zayıf, 35 hasta normal, 26 hasta kilolu, 14 hasta obezdi. Operasyondan sonra takip süresi 26,5 (16-60)aydı. 12 hastada cerrahi alan enfeksiyonu gelişti. Görüntülemeyle 18 (%21,4) hastada insizyonel herni saptandı. İstatistiksel analizde VKİ artıkça herni riskinin arttığı saptandı (p=0,039). Diğer risk faktörlerinde anlamlı fark saptanmadı. TARTIŞMA VE SONUÇLAR: Son yıllarda yayınlanmış ISSAAC ve İNSECT çalışmalarının 3 yıllık sonuçlarının değerlendirildiği çalışmada insizyonel herni oranı %22,4 olarak saptanmıştır. Literatürde, insizyonel herni gelişimi için en önemli risk faktörünün obezite olduğunu bildirilmektedir. Her iki sonuç da çalışmamız ile uyumludur. Kanıt değeri yüksek çalışmalarda sütürün insizyona oranının 4:1 olması, özellikle obez hastalarda profilaktik mesh kullanımı, daha ince materyal ile fasyadan alınan daha küçük ısırıklar ile oldukça başarılı sonuçlar bildirilse de bulguların daha farklı çalışmalarla desteklenmesi gerekmektedir.

 

 

S30
İnsizyonel herni gelişimi azaltılabilir mi? small bite tekniği değerlendirilmesi
Sedat TAN

*İzmir Bozyaka Eğitim ve Araştırma Hastanesi, İzmir

 

Amaç: Karın orta hat kesileriyle yapılan cerrahiler sonrası gelişen insizyonel herni en önemli morbidite nedenleri arasındadır. Tekrar bir ameliyatın ya da ameliyatsız izlemin yaratacağı riskler ve maddi kayıp düşünüldüğünde insizyonel herni oluşumunun önlenmesi büyük önem taşımaktadır. Daha önce yapılan çalışmalarda ‘’small bite’’ tekniği kullanılarak kısa aralıklı ve daha ince dikiş materyali ile yapılan orta hat fasya kapamalarında başarılı sonuçlar alınmıştır. Biz de bu yöntemi kullanıp etkinliğini değerlendirmeyi amaçladık Gereç ve yöntem: Son 1 yıl içerisinde servisimizde çeşitli nedenlerle göbek üstü ve göbek altı orta hat kesisi ile opere edilen 20 hastada fasya küçük ısırık yöntemi ile (kontinu şekilde fasyadan 5 mm doku alarak ve her iki dikiş arası mesafeyi de 5 mm tutarak ) 2/0 prolen ya da 2/0 PDS kullanılarak kapatıldı. Bu hastalar insizyonel herni gelişimi açısından değerlendirildi. Takiplerde hastalara fizik muayene, gereğinde ultrason ve tomografi incelemesi yapıldı. Bulgular : 20 hasta ortalama 8,5 (2-12) ay takip edildi. Yaş ortalaması 64 (36-82). Bu hastalardan 13 ü erkek, 8 i kadın idi. Bu hastaların operasyonları 5 i kirli, 1 i kontamine, 15 i temiz kontamine sınıfta idi. 12 hasta kanser , 6 hasta acil nedenlerle opere edilmişti. 6 hastada eski median insizyon mevcuttu. Toplam 3 hastada uzamış ileus, 2 hastada yüzeyel cerrahi alan enfeksiyonu, 2 hastada insizyonel herni gelişti . Biri postoperatif 6. gün servis takibinde, diğeri 1. ay takibinde saptandı. Her iki hastada KOAH tanılı ve servis takibinde uzamış ileus gelişen hastalardı. Tartışma ve sonuç: Israelsson ve arkadaşları tarafından geliştirilen small bite yöntemi ile fasya kapatılmasının etkinliği , çok merkezli STİTCH çalışmasıyla da gösterilmiştir. Çalışmamızda da buradaki sonuçlara benzer insizyonel herni oranı saptanmıştır. Her ne kadar bu çalışmaların uzun dönem sonuçları yayınlanmamış olsa da erken dönem için bulgular umut vericidir.

 

 

S31
Laparoskopi̇k transabdomi̇nal preperi̇toneal (TAPP) i̇ngui̇nal fıtık onaırmında fıtık defekti̇ sütür i̇le kapatılmalı mı?
Süleyman Çağlar Ertekin

*Bursa Çeki̇rge Devlet Hastanesi, Bursa

 

AMAÇ: Laparoskopik transabdominal preperitoneal (TAPP) onarımı ; çift taraflı , büyük fıtık defekti ve geçirilmiş cerrahiye bağlı skarı olan hastalarda periton içi geniş bakış açısı sağlar. Çalışmamızda laparoskopik TAPP onarımı yapılan hastalarda defekt boyutları,defektin dikiş ile onarımı,nüks ve komplikasyon ilişkisi karşılaştırıldı. GEREÇ YÖNTEM: Ocak 2017 – Temmuz 2018 arasında laparoskopik TAPP inguinal fıtık onarımı yapılan hastalar çalışmaya dahil edildi. 110 hasta çalışmaya dahil edildi.Takipten çıkan 3 hasta çalışma dışında bırakıldı. Hastalar fıtık defektinin kapatılmasına göre 2 gruba ayrıldı. Grup 1 : Laparoskopik TAPP onarımı yapılan; Grup 2: Laparoskopik TAPP onarımı yapılan,25 mm ve üstü defekti olan ve dikiş ile kapatılan hastalardan oluşturuldu. BULGULAR : Yaş ortalaması 52,1 olan 107 hastanın 101’i erkek(%87,8), 6’sı kadın(%5,2) idi. İnguinal defekt boyutları 43(%37,4) hastanın 24mm ve altı, 60(%52) hastanın 25mm ve 44mm arası, 4(%3,5) hastanın 45mm ve üstü saptandı. 60(%52,2) hastada direkt, 32(%27,8)hastada indirekt, 7(%6,1) hastada pantolon ve 8(%7) hastada nüks inguinal fıtık görüldü. Grup 1’de 53 hastanın 14’ünde fizik muayene ile saptanabilen seroma gözlendi. Grup 2’de 52 hastanın 2’sinde seroma gözlendi . Seroma oluşumu açısından istatistiksel olarak anlamlı fark saptandı(P=0,001). Grup 1’de 53 hastanın 3’ünde nüks saptanırken, grup 2’de 54 hastanın hiçbirinde nüks saptanmadı(p=0,076). Operasyon sonrasında seroma gelişen 13 hastanın 3’ünde nüks saptandı. Ameliyat sonrası nüks saptanan 3 hastanın defekt boyutu 25mm ve üstü saptandı ve defekti dikiş ile kapatılmayan hastalar idi. TARTIŞMA: Çalışmamızda Grup 1 ve 2 karşılaştırıldığında seroma oluşumu istatistiksel olarak anlamlı saptanmıştır. Fıtık onarımı sonrasında gelişen seroma ; ameliyat sonrası ağrıyı arttırmakta ve yaşam kalitesini etkilemektedir. Grup 1 ve 2 karşılaştırıldığında nüks oranlarında istatistiksel olarak anlamlı bir fark görülmemesine rağmen bu durumun hasta sayısının kısıtlı olmasından kaynaklandığı düşünülmüştür. SONUÇ: Hasta sayısının kısıtlı olduğu bu çalışmada; 25mm ve üstü defekti olan hastalarda, fıtık defektinin dikiş ile kapatılmasının daha uygun olabileceği düşünülmüştür.

 

 

S32
Laparoskopik total ekstraperitoneal fıtık onarımı: İlçe devlet hastanesi klinik sonuçları
Gürkan Değirmencioğlu
*Kırıkhan Devlet Hastanesi, Hatay

 

Amaç: Genel cerrahi kliniğinde en çok yapılan ameliyatlardan birisi kasık fıtığı onarımıdır. Laparoskopik ve açık kasık fıtığı onarımında farklı cerrahi teknikler tanımlaştır. Laporoskopik kasık fıtığı onarımı 1990’lı yıllarda ilk kez yapılmıştır, daha sonra birçok merkezde kabul görüp yapılmaya başlanmıştır. Çalışmanın amacı ilçe devlet hastanesinde tek hekim tarafından yapılan laparoskopik total ekstraperitoneal kasık fıtığı onarımı ameliyatları sonuçlarını literatür eşliğinde değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Kırıkhan Devlet Hastanesi Genel Cerrahi kliniğinde, Mart 2018 - Temmuz 2019 tarihleri arasında laparoskopik total ekstraperitoneal kasık fıtığı onarımı yapılan olgular retrospektif olarak incelendi. Bulgular: 50’si erkek 2’si kadın olmak üzere laparoskopik total ekstraperitoneal fıtık onarımı yapılan toplam 52 hasta çalışmaya dahil edildi. Yaş ortalaması 41,07 ( 18 ile 71 arası) idi. Hastaların 22’si (%42,3) sağ, 20’si (38,5) sol ve 10’u (,2) bilateral olmak üzere toplamda 62 onarım yapıldı. Hastaların 48’i 1 gün, 3 tanesi ise 2 gün hastanede kaldı. Hastalardan sadece bir tanesinde dren yerleştirildi. Ameliyat sonrası erken dönemde psödonüks (seroma) , hematom, orşit ve epididimit gibi minör komplikasyonlar gözlendi. Büyük komplikasyon ve mortalite olmadı. Hastaların takip süresi 16 ay ile 2 ay arası olup nüks ve kronik ağrı gözlenmedi. Tartışma ve Sonuç: Laparoskopik fıtık onarımının; minör kesilerle yapılması, daha az ağrı ve günlük aktif yaşama daha erken dönüş sağlaması gibi avantajları olduğu bilinmektedir. Ancak öğrenme süreci açık yönteme göre daha uzundur. Laparoskopik yöntemin eğitimini alan kişilerde, nüks oranında anlamlı farklılık gözlenmediği bildirilmiştir. Sonuç olarak laparoskopik yöntem eğitimini almış kişiler tarafından ilçe hastanelerinde de bu yöntemin güvenle yapılabileceği kanatindeyim

 

 

S33
İnkarsere obturator herni̇ye bağli mekani̇k bağırsak obtrüksi̇yonu: iİki̇ olgunun değerlendi̇ri̇lmesi̇
Değercan Yeşilyurt*, Mehmet Üstün*, Levent Uğurlu*, Avni Can Karaca**, İsmail Sert*, Cengiz Aydın*
*Sbü İzmi̇r Tepeci̇k EAH Genel Cerrahi Kliniği, İzmir
**İzmir Ekonomi Üniversitesi Genel Cerrahi AD, İzmir

 

GİRİŞ: Obtruator herni, ince bağırsak obstrüksiyonunun nadir nedenlerindendir. Nonspesifik semptomlar, tanı koymada gecikme,hastaların performansının düşük olması morbidite ve mortalitede sorunlara yol açabilmektedir. Burada; inkarsere obturator herniye bağlı mekanik bağırsak obstrüksiyonu gelişen,acil opere edilen 2 hasta değerlendirildi. OLGU 1: 83 yaş kadın. 1 günlük karınağrısı ve kusma yakınması ile başvurusu sonrası değerlendirildi. Fizik muayenesinde karında distansiyon ve yaygın hassasiyet mevcuttu. ADBG'de ince bağırsak düzeyinde yaygın hava sıvı seviyeleri saptandı. Abdomen BT'de sağ obturator kanalA herniye ince ağırsak ansı mevcuttu(Resim 1). Acil laparotomi planlandı. Sağ obturator kanala herniye olmuş terminal ileum ansı, bu ansın proksimalindeki ince bağırsak anslarında dilatasyon saptandı. Herniye olan ansın redüksiyon sonrası salim olduğu görüldü. Mesh ile onarımı uygulandı. 3. basamak yoğun bakım izleminde postoperatif 20. günde pnömoni ve solunum yetmezliği nedeniyle mortalite gelişti. OLGU 2: 85 yaş kadın. 2 günlük karın ağrısı, kusma, gaz gaita çıkaramama yakınmalari ile acil servise başvurusu sonrası değerlendirildi. Karında distansiyon ve yaygın hassasiyet mevcuttu. ADBG'de ince bağırsak düzeyinde yaygın hava sıvı seviyeleri saptandı. Abdomen BT'de ise obtrurator herniye bağlı mekanik bağırsak obtrüksiyonu(resim 2) saptanması üzerine acil operasyona alındı. Sol obturator herniye bağlı 5 cm ileum segmentinin nekroze olduğu ve antimezenterik 1cm alanın perfore olduğu görüldü. Rezeksiyon ve anastomoz uygulanıp defekt onarıldı. Postoperaif 5. günde anastomoz kaçağı nedeniyle reopere edildi. Segmenter ileum rezeksiyonu,ileostomi uygulandı. Yoğunbakım izleminde 36.gün sepsis nedeniyle mortalite gelişti. TARTIŞMA: Birinci olguda herniye bağırsak ansının beslenmesi olağan olması nedeniyle redüksiyon ve anatomik onarım dışında işlem uygulanmadı. İkincide ise nekroze bağırsak ansına rezeksiyon anastomoz uygulandı. Anastomoz kaçağı gelişip reopere edildi. Heriki hasta da ileri yaşta, genel durumu iyi olmayan ve yandaş hastalıkları bulunan hastalardı ve her ikisinde de komplikasyonlara bağlı olarak mortalite gelişti. SONUÇ: Obtrutator herni, nadir görülmekle beraber ileri yaşta ve zayıf kadınlarda mekanik bağırsak obstrüksiyonu tablosunda akla getirilmelidir. Tanıda olası gecikme, hastaların yaşı ve genel durumları göz önüne alındığında yüksek mortalite ile sonuçlanabilir.

 

 

S34
Femoral herni; 51 vakanın derlemesi
Tuğba Balkaya, Fevzi Cengiz, Feyyaz Güngör, Erdinç Kamer, Özlem Gür, Yeliz Yilmaz, Halis Bağ, Osman Nuri Dilek
*İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Genel Cerrahi Kliniği, İzmir

 

AMAÇ; İngünal herni ameliyatları en sık yapılan operasyonlardan biridir. Ancak femoral herni ingünal herniler kadar sık değildir. Üstelik femoral herniler sıklıkla bağırsak rezeksiyonu gereken inkarserasyon ve strangülasyon eşlik eder. Bu çalışmanın amacı hastanemizde yapılan kasık fıtığı ameliyatlarından femoral herni sıklığını tespit etmek ve nüks oranlarını belirlemektir. GEREÇ VE YÖNTEM; 2009-2018 tarihleri arasında İzmir Katip Celebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi Kliniğinde ameliyat olmuş tüm femoral herni hastalar çalışmaya alınmıştır. Hastaların demografik verileri, herni tarafı, ameliyat koşuları, ameliyat tekniği, bağırsak rezeksiyonu, hastane yatış süresi ve nüks oranı hastane veri tabanında prospektif olarak tutulan kayıtlardan retrospektif olarak taranmıştır. BULGULAR; Çalışma belirtilen süre içinde hastanemizde 1.537 ingünal herni ve 51 femur herni ameliyatı yapılmıştır. Femoral herniler kasık fıtığı ameliyatlarının %3.2’si idi. Tüm femoral hernilerin % 70.5'i sağ, %29.5'i sol kasıkta idi. Femal herni için erkek kadın oranı 1:3.2; hastalarının yaş ortalaması sırasıyla 61.7 ve 63.8 idi. Hastaların %37.2’si acil ameliyat olmuş ve bu hastaların %26.3’de bağırsak rezeksiyonu gerekmiştir. 3 hasta laparoskopik olarak ameliyat olurken, hastaların %23.5’ine McVay ameliyatı yapılmıştır. Ortalama hastanede kalış süresi 5 gün olup, hastaların %9.8’de nüks izlenmiştir. McVay takviye yapılan hastalarda nüks .7 oranında izlenirken, mesh ile yapılan ameliyatlarda %7.7 oranında izlenmiştir. Acil şartlarda nüks oranı .5 olup bu hastalar McVay tekniği ile ameliyat olmuştur. Elektif şartlarda nüks oranın %9.3 idi. TARTIŞMA; Çalışma grubumuzda %3.2 oranında tespit edilen femoral herninin günübirlik cerrahi oranı ingünal hernilere göre daha azdır. Femoral herniler kadınlarda daha yaygındır ve acil bir ameliyat için önemli bir riske ve dolayısıyla da daha yüksek bir bağırsak rezeksiyon oranına sahiptir. Göreceli olarak nüks riski hastanın yaşı, elektif / acil cerrahi ameliyat olmasında etkilenmedi. Ancak mesh kullanan herni teknikleri McVay tekniğine göre daha düşük bir nüks oranına sahiptir. İnkarserasyon olmadan femoral herniler tespit edildikleri anda ve mesh ile öncelikli olarak ameliyat edilmelidir.

 

 

S35
Preoperati̇f CRP değerleri̇ ile Clavi̇en-Di̇ndo sınıflaması ili̇şki̇si̇: Herni̇lerdeki̇ tecrübemi̇z
Berrin Papila Kundaktepe, Şafak Coşkun, Yunus Emre Bölükoğlu
*Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, İstanbul

 

AMAÇ: Acil olarak ameliyata alınan fıtık hastalarında preoperatif bakılan C Reaktif Protein (CRP) değerleri ile Clavien-Dindo sınıflaması değerleri arasındaki korelasyonu araştırmayı amaçladık. GEREÇ VE YÖNTEM: İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'nde Ocak 2018 - Temmuz 2019 tarihleri arasında inkarsere/strangüle abdominal herni tanısı ile ameliyata alınan hastalar çalışmaya dahil edildi. BULGULAR: İncelenen 79 hastanın yaş ortalaması 55.63 idi. 79 hastanın 32 kadarı kadın, 47 kadarı erkek idi. 79 hastanın 29’unda komorbidite yok idi. 43 hasta inguinal, 13 umbilikal herni, 23 insizyonel herni mevcut idi. Ortalama yatış süresi 10 gün idi. 79 hastanın 46’sında peroperatif crp düzeyi nin > 5 mg/L olduğu görüldü (CRP pozitifliği olarak kabul edildi). Bu hastalar postoperatif takiplerinde Clavien-Dindo (CD) sınıflamasına göre sınıflandırıldığında 17’sinde CD 1, 15’inde CD 2, 1’inde CD 3a , 1’inde CD 3b, 7’sinde CD 4a, 2 ‘sinde CD4b, 3’inde CD 5 olarak görüldü. CD 1 crp ortalaması 29.72 milligram/Litre (mg/L) yatış ortalaması 1 gün, CD 2 crp ortalaması 17.2 mg/L, yatış ortalası 6 gün, CD 3a crp ortalaması 157 mg/L yatış ortalaması 18 gün, CD 3b crp ortalaması 286 mg/L yatış ortalaması 45 gün, CD 4a crp ortalaması 36.8 mg/L, yatış ortalaması 7 gün, CD 4b crp ortalaması 115 mg/L, yatış ortalaması 35 gün, CD 5 crp ortalaması 113 mg/L yatış ortalaması 9 gün saptandı. TARTIŞMA: Literatüre bakıldığında preoperatif crp değerlerinin CD sınıflaması ile anlamlı olarak korele olmadığı görülmüştür. Aynı şekilde yatış süresi ile crp değerlerinin de paralel olmadığı izlenmiştir. Bizim çalışmamızın sonuçları da literatürle benzerlik göstermektedir. SONUÇ: Ameliyat öncesi bakılan crp değerleri , Clavien-Dindo sınıflaması ve yatış süresi arasında ilişki saptanmamıştır. Bu konunun daha iyi aydınlatılabilmesi için daha geniş hasta gruplarında yapılacak çalışmalara ihtiyaç vardır.

 

 

S36
Açık ve laparoskopik i̇nguinal herni girişimi sonrası derlenme ünitesindeki erken dönem postoperatif ağrı düzeylerinin karşılaştırılması
Kadriye Acar*, Erdinç Kamer**, Gülay Oyur Çelik***, Yeliz Yılmaz Bozok**
*1. İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Ameliyathane Hemşireliği, İzmir
**İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Genel Cerrahi Kliniği, İzmir
***İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi, Hemşirelik Bölümü, Cerrahi Hastalıkları Hemşireliği AD, İzmir

 

Giriş: İnguinal herni tamiri Dünya’da sıkça uygulanan cerrahi girişimlerden biridir.Herni tamirinde sıkça açık cerrahi girişim uygulanmakta iken, teknolojinin gelişmesi ile minimal invaziv yöntemlerden laparoskopik girişimler ön plana çıkmıştır. Bu yöntemlerin birbirlerine göre avantaj ve dezavantajları bulunmakta olup, postoperatif erken dönem ağrı düzeyi ile ilgili çalışmaya rastlanmamıştır.Bu çalışmada laparoskopik ve açık inguinal herni onarımı sonrası derlenme ünitesinde postoperatif erken dönem ağrı düzeylerini karşılaştırmak amaçlandı. Gereç ve Yöntem :Prospektif tanımlayıcı nitelikte olan bu çalışma, 01 Mart–01 Temmuz 2019 tarihleri arasında bir üniversite hastanesinde açık veya laparoskopik inguinal herni tamiri yapılan ve sonrasında Postoperatif Derlenme Ünitesi’nde takip edilen 61 hasta ile gerçekleştirildi.Hastaların demografik verileri,anestezi şeklinin yanında ağrı düzeyi Visüel Analog Skala(VAS) ile sorgulandı. Bulgular:Çalışmaya katılan hastaların %91,8’i erkek, % 8,2’si kadın olup yaş ortalaması 60,6±11,1 idi.Hastaların %9,8’ine bilateral, % 90,2’sine sağ veya sol inguinal herni onarımı yapılmıştır.Ortalama ameliyat süresi 74,4±13,2(Min:50, Max:110) dakika olup, açık cerrahi girişim geçiren (n:34 %55,7) hastaların ameliyat süresi (69,5±10,3 dakika) laparoskopik girişim geçiren hastaların (n:27 %44,3) ameliyat süresinden (80,5±13,9 dakika) düşüktür(p<0,001).Açık girişim geçiren hastaların ağrı düzeyinin (4,2±7,1 Medyan: 0) laparoskopik girişim geçiren hastaların ağrı düzeyine göre (27,2±17,1 Medyan: 30) düşük (p<0,05) olduğu, spinal anestezi uygulanan (n:33 %54,1) hastaların ağrı düzeyinin genel anestezi uygulanan hastaların (n:28 %45,9) ağrı düzeyinden düşük olduğu görüldü(p<0.01). Tartışma ve Sonuç:Postoperatif derlenme ünitesinde açık cerrahi teknikle herni onarımı yapılan hastaların erken dönem ağrı düzeyinin laparoskopik herni onarımı yapılan hastalara göre daha düşük olduğu, bu nedenle özellikle laparoskopik girişimlerden sonra standart postop bakım prosedürlerinin ve ekstra analjezik doz ihtiyacının gözden geçirilmesi gerektiği ortaya çıkmaktadır.Bu çalışmada hastaların anestezi şekline müdahale edilememiş olup spinal anestezi alan hastaların postoperatif erken dönemde hala anestezi etkisinde olduğu ve ağrı algısının hastaların çoğunda henüz başlamadığı görülmüştür.İleriki çalışmalarda hastaların anestezi standardizasyonu sağlandıktan sonra çalışmanın tekrar yapılması cerrahi tekniğe bağlı ağrı düzeylerini karşılaştırmak açısından daha verimli olacaktır.

 

 

S37
Laparoskopik total ekstraperitoneal fıtık onarımında (TEP) öğrenme eğrisi
Birol Ağca*, Yalın İşcan**, Aziz Bora Karıp*, İksan Taşdelen*, Anıl Ergin*, Timuçin Aydın*, Mehmet Mahir Fersahoğlu*, Kemal Memişoğlu*
*Fatih Sultan Mehmet Eğitim ve Araştırma Hastanesi, İstanbul
**İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi, İstanbul

 

 

AMAÇ Çalışmamızda son yıllarda giderek artan laparoskopik ekstraperitoneal(TEP) fıtık onarım yönteminin kliniğimizdeki gelişim süreci ve TEP öğrenme eğrisi deneyimlerimiz bildirildi. GEREÇ VE YÖNTEM Mayıs 2013 ile Mayıs 2018 tarihleri arasında laparoskopik TEP onarımı yapılan primer tek taraflı hastalar çalışmaya alındı.Hastalar toplam yedi gruba ayrıldı. Öğrenme eğrisi parametreleri ( ameliyat süresi, açığa geçme oranı, intraoperatif ve postoperatif komplikasyonlar) kaydedildi, istatistiksel olarak karşılaştırıldı. BULGULAR: 380 hastanın 349’u erkek ve 31’i kadın olup yaş ortalaması 52±14.2 yıl dır. ASA skoru I ile III arasında ortalaması 1.7±0.6 dır. Operasyon süresi ortalama 46±25.9 dakikadır.Gruplar arasında operasyon süresi açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulundu. 60 ameliyattan sonra süre <1 saat olup plato değere ulaştı.Son iki grup arasında operasyon süresi bakımından istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı.Toplam 7 hastada açık ameliyata dönüldü.Hastaların yatış süreleri açısından gruplarda fark yoktur.Ortalama takip süresi 18 (3-63) ay dır.Bu sürede 3 hastada seroma ve hematom, 4 hastada nüks saptandı. TARTIŞMA VE SONUÇLAR Yapılan çalışmalarda TEP yöntemiyle fıtık onarımının daha az ağrı, hızlı işe geri dönüş nedeniyle etkili ve güvenli bir onarım olduğu kanıtlanmıştır.Özellikle denyimli cerrahlar tarafında uygulandığında teknik daha etkin olmakta, hasta memnuniyeti de daha yüksek olmaktadır. Buna karşın TEP onarımın cerrahlar arasında yaygınlaştırılması ve sınırlı bir anatomik alanda çalışabilmek için bir öğrenme eğrisine ihtiyaç vardır .Öğrenme eğrisi için farklı işlem sayıları bildirilmiştir.Öğrenme eğrisinin temel amacı, komplikasyonları ve nüks oranlarını azaltmaktır. Cerrahi yaşamında belli sayıda kasık fıtığı ameliyatı yapan bir cerrahın TEP onarımını uygun teknik koşullar sağlandığında 60 ameliyattan sonra öğrenme eğrisini tamamlayabileceği ve sonraki ameliyatları makul bir sürede düşük komplikasyon ve nüks oranları ile yapabileceği sonucuna varıldı.

 

 

S38
Lichtenstein tekniğinde i̇lk: Yama tespitinde tendon konjuana devamlı sütürasyon tekniği etkili mi?
Ayberk Dursun, Göksever Akpınar, Batuhan Eyduran, Eyüp Kebapçı, Cengiz Aydın
*Sağlık Bilimleri Üniversitesi Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi Kliniği, İzmir

 

AMAÇ:Lichtenstein tensionfree onarım yöntemleriyle ilgili literatürde farklı çalışmalar mevcuttur. Fakat tekniğin her aşaması incelenmesine ve ortak görüş bulunmasına rağmen polipropilen yamanın tendon konjuana tespiti noktası ele alınmamıştır. Genellikle mesh tendon konjuana tek tek sütürasyon tekniğiyle tespit edilmektedir. Literatürde ve farklı cerrahi pratiklerde emilebilen/emilemeyen sütürler, sütürsüz ve sütürlü teknikler, bioglue ve fibrin yapıştırıcılar, kendisi yapışan yama kullanımı vardır. Fakat tendon konjuana devamlı sütür tekniğiyle yama tespiti hakkında çalışma yoktur.Bu çalışmada tekniği kullandığımız hastaların konvansionel yöntemle karşılaştırmalı verilerini paylaşmayı amaçladık. GEREÇ-YÖNTEM:2010-2018 yılları arasında merkezimizde inguinal herni ameliyatı olmuş 2000 hasta tarandı.Yamanın tendon konjuana devamlı sütür tekniğiyle tespit edildiği elektif ameliyatlar retrospektif tarandı. Ameliyatlarda standart olarak 1 adet emilmeyen 3/0 çift iğneli prolen sütür kullanılan vakalar incelendi. Pubik tüberkülden başlayarak, aynı dikiş materyaliyle yamanın inguinal ligamana ve tendon konjuana devamlı sütürasyonla tespit edildiği hastalar çalışmaya alındı; iletişim bilgileri olmayan, net veri elde edilemeyen hastalar dahil edilmedi. Aktif semptom tarifleyen hastalar poliklinik kontrolüne çağırıldı. Nüksler 9 ,5 ve 1 yıllık değerlendirildi. Çalışmamızda ayrıca 33 cerrahın katıldığı mini bir anket düzenlendi. BULGULAR:Toplam 184 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastaların 9'u kadındı(%4,9). Ortalama yaş:52,3tü. Dört hastada(%2,1) nüks olduğu görüldü. Ortalama ameliyat süresi konvansiyonel yönteme göre 6,1 dk daha kısaydı. Cerrahi alan enfeksiyonu ve seroma oluşum oranları aynıydı. Nüks eden hastaların hepsi erkekti.Tümünde direkt herni defekti mevcuttu.Nüks görülme zamanı ilk operasyondan sonra 3 yıl,3 yıl,6 ay ve 1 aydı. Bir ay sonra nüks görülen hasta KOAH tanılıydı. Üç yıl sonra nüks herni oluşan 22 yaşındaki hasta nüks inguinal herni nedeniyle ameliyat edilmişti. Operasyonların tümünde çift iğneli,bir adet sütür kullanıldı ve fiyat fayda açısından kazancı ~368 dolar hesaplandı. Ankete katılan cerrahların 10'u(%30,3) tendon konjuana yama tespitinde emilebilir(poliglaktin-vicryl) sütür kullandığı görüldü. SONUÇ:Lichtenstein tekniğinde meshin tendon konjuana devamlı sütürasyonla tespiti, tek tek sütürasyonla karşılaştırıldığında nüks ve komplikasyon oranlarında anlamlı farklılık yoktur. Ortalama ameliyat süresi daha kısa ve maliyet düşüktür. ANAHTAR KELİMELER:Lichtenstein Onarım,Tendon konjuan,Devamlı Sütür

 

 

S39
Nadir görülen bir ventral herni türü: Spiegel hernileri.
Feyyaz Güngör, Erdinç Kamer, Özlem Gür, Fevzi Cengiz, Hüdai Genç, Mehmet Hacıyanlı
*İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim Ve Araştırma Hastanesi, Genel Cerrahi AD, İzmir

 

Giriş: Spiegel herni (SH) (lateral ventral herni), rektus kasının dış kenarını oluşturan ve dokuzuncu kostal kıkırdaktan tuberkulum pubikuma kadar uzanan linea semilunaris adı verilen hat üzerinde, medialde rektus kası ve lateralde internal oblik kasın olduğu bölgeden çıkan hernilerdir ve ilk kez 1645’de Adriaan van den Spiegel tarafından tanımlaması üzerine bu bölge, ‘spiegel bölgesi’ olarak adlandırılmıştır. SH çok nadir görülür ve klinik olarak tanı koymak zordur. Karın duvarı fıtıklarının %0.12'sini oluşturduğu tahmin edilmektedir. SH hem konvansiyonel hemde laparoskopik yaklaşımla onarımı tanımlanmıştır. Amaç: Bu çalışmada, son 5 yılda kliniğimizde SH nedeniyle ameliyat edilen hastaların tanı yöntemleri, tedavi ve takip sonuçlarından elde edilen verilerin literatür eşliğinde irdelenmesi amaçlandı. Metod: Merkezimizde 2014 ve 2019 yılları arasında SH tanısı nedeniyle opere edilen hastaların dahil edildiği retrospektif tanımlayıcı bir çalışmadır. SH nedeniyle opere edilen hastaların insidansı, demografik özellikleri, klinik prezentasyonu, cerrahi prosedür, morbiditeleri, mortaliteleri ve takipleri değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışma süresi boyunca toplam 14 hasta SH nedeniyle opere edildi. Hastaların 10 (%71,4)’u kadın, 4 (%28,6)’u erkekti ve ortalama yaşı 54,2 (30-77)’dı. En sık semptom karın ağrısı( 12 hasta; %85,7) ve ön karın duvarında şişlikti (10 hasta; %71,4). Tüm hastalara batın tomografisi çekilerek tanı doğrulandı (Resim 1). Bir hastaya strangülasyon nedeniyle acil, diğer hastalar ise elektif operasyona uygulandı. 6 hastaya (%42,8) laparoskopik, 8 hastayada (%57,1) konvansiyel yöntem ile herni tamir uygulandı. Hastaların ortalama 2,5/yıltakip süresinde nüks yada diğer morbidite tespit edilmedi. Sonuç: SH çok nadir görülür ve tüm karın duvarı fıtıklarının sadece %0.12'sini oluşturur. Erkek:kadın oranı 1:1.18'dir. SH konjenital veya kazanılmış olabilir. SH, şişmanlığın, çoğul gebeliklerin, önceki ameliyatların veya skarların neden olduğu karın duvarında gerilme ile ilişkili olabilir. Bir SH tanısı zordur ve olguların sadece %50'sine preoperatif tanı konulmaktadır. Ameliyat açık teknikle veya laparoskopik olarak yapılabilir. Sonuç olarak SH, strangülasyon meydana gelinceye kadar klinik olarak belirsizdir. Teşhis edilirse operasyon daima önerilmelidir. Bununla birlikte, laparoskopinin tüm avantajlarını göz önünde bulundurulduğunda laparoskopik yöntemlede başarıyla başarıyla

 

 

S40
Laparoskopik total ekstraperitoneal (TEP) fıtık onarımı: İlk deneyimlerimiz

Ismail Alper Tarım, Ayfer Kamalı Polat
*Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi, Genel Cerrahi Anabilim Dalı, Samsun

 

Laparoskopik Total Ekstraperitoneal (TEP) Fıtık Onarımı: İlk Deneyimlerimiz Amaç: Laparoskopik fıtık onarımı, ilk kez yapıldığı 1982 yılından beri çok sık uygulanan popüler yöntemlerdir. Bu çalışmada amacımız Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Genel Cerrahi kliniğinde aynı ekip tarafından yapılan laparoskopik total ekstraperitoneal(TEP) kasık fıtığı onarımı ameliyatlarının verilerini paylaşmaktır. Gereç ve Yöntem: Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Genel Cerrahi kliniğinde, ekim 2017 - temmuz 2019 tarihleri arasında aynı ekip tarafından, kasık fıtığı tanısıyla laparoskopik TEP uygulanan olgular retrospektif olarak incelendi. Bulgular: Toplam 33 olgu çalışmaya alındı. Olguların 4’ü () kadın iken 29’u (%88) erkek idi. Yaş ortalaması 43 (22-61) idi. Tüm olgulara laparoskopik TEP onarım uygulanmıştı. 1 (%3)olguda teknik zorluk nedeniyle açığa geçilmişti. 8 (%24) olguda yalnız sağ, 8 (%24) olguda yalnızca sol, 17 (%52) olguda ise bilateral olmak üzere toplam 50 onarım yapılmıştı. Fıtık tipleri incelendiğinde 15 (%30) direkt fıtık, 24 (%48) indirekt fıtık ve 11 (%22) olguda ise pantolon tipte fıtık olduğu görüldü. 28 (%85) olgu primer fıtık iken 5 () olgu daha önce anterior yaklaşımla yapılmış onarımların nüksü idi. Ameliyat sırasında 4() olguda periton açılmıştı. Ameliyat sonrası ortalama hastanede kalış süresi 1,2 gün (1-3) olarak bulundu. Ameliyat sonrası dönemde 1(%3) olgunun nüks ettiği, 1 (%3) olguda hematom olduğu ve 2 (%6) olguda ise altı haftadan uzun süren kasık ağrısı olduğu gözlendi. Mortalite gözlenmedi. Tartışma ve Sonuç: Laparoskopik TEP kasık fıtığı onarımı ekibizce güvenle uygulanmaktadır. Tekniğin başarı oranından söz edebilmek için uzun dönem takip sonuçlarına ihtiyaç vardır. Deneyimli laparoskopik cerrahların elinde TEP tekniği kullanılarak kasık fıtığı tamiri başarılı bir şekilde yapılabilir.

 

 

S41
Laparaskopi̇k total ekstraperi̇toneal (TEP) onarımında redükte edi̇lemeyen keseler enerji̇ ci̇hazıyla li̇gate edi̇lebi̇li̇r mi̇?
Mehmet Tolga Kafadar*, Mehmet Ali Gök**
*Sağlık Bilimleri Üniversitesi Mehmet Akif İnan Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Şanlıurfa
**Sağlık Bilimleri Üniversitesi Derince Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Kocaeli

 

AMAÇ Kasık fıtıklarının Total Ekstraperitoneal (TEP) onarımı sırasında fıtık kesesinin redükte edilmesi bazı vakalarda büyük zorluk oluşturmaktadır. Özellikle skrotal hernilerde kesenin bağlanıp kesilmesi gerekmektedir. Bu çalışmamızda redükte edilemeyen fıtık keselerinin enerji cihazıyla (ligaSure Medtronic ) mühürlenerek kesilmesinin güvenirliliğini amaçladık. GEREÇ VE YÖNTEM Sağlık Bilimleri Üniversitesi Derince Eğitim Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi Kliniğinde skrotal olan ve redükte edilemeyen LigaSure ile mühürlenen 5 hasta altı ay süre ile takip edildi. Her ay düzenli olarak kontrole çağrıldı. Fizik muayene ile değerlendirildi. Altıncı ayda rutin olarak kontrastlı Bilgisayarlı Tomografi çekildi. BULGULAR Yaş ortalaması 45 olan 5 erkek hasta vardı; Kasık fıtıklarının tamamı skrotaldı 1 tanesi bilateraldi. Hastaların tamamına teleskopik disseksiyon ile Laparaskopik TEP onarımı uygulandı. Ortalama hastanede kalış süresi 4 (2-7) gündü. Açığa veya başka yönteme dönüş olmadı. Takiplerinde ileus bulguları ile uyumlu herhangi bir fizik muayene bulgusuna rastlanmadı. 2 hastada seroma gelişti. 1 hafta süre ile aspire edildi. Tomografilerinde 1 hastaya ait mesh alanı uyumlu inflmasyon ve fibrozis görüntüsü mevcutdu. Fakat kliniğe yansıyan herhangi bir durum yoktu. Hastanın şikayeti yoktu. Takip süresi içinde nüks görülmedi. TARTIŞMA VE SONUÇ TEP onarımında fıtık kesesi redükte edilemeyen durumlarda kesesinin bağlanıp kesilmesi çalışma alanının dar olması teknik olarak büyük bir zorluk karşımıza çıkarır. Bağlanmaması da prolen meshin visseral organlara temasına sebep olabilir. Bu durum ilerleyen zamanlarda ciddi komplikasyon ihtimalini doğurur. Bizim vakalaramızda kese LigaSure yardımıyla mühürlenerek kesildi. Ameliyat esnasında meshin batına teması görülmedi. Postoperatif takipte direkt olarak batın içinden kesenin açılıp açılmadığı yada kliniğe yansımayan lokal bir komplikasyon görmemiz mümkün değildi. Fizik muayane bulguları ve görüntüleme yöntemleriyle bu risk kontrol edilmeye çalışıldı. Anlamlı bir komplikasyon görülmedi. Teknik olarak bağlayamayacağımız büyük fıtık keselerini LigaSure ile mühürlemek suretiyle batın ile irtibatını kesebiliriz. Bu konudaki daha doğru verileri ancak başka bir nedenle laparatomi veya laparaskopi yapılan hastalardan öğrenebiliriz.

 

 

S42
Laparoskopi̇k kasık fıtığı onarımlarının i̇nsi̇dental femoral fıtık saptanması ve cerrahi̇ yöneti̇mi̇ne etki̇si̇
Sefa Özyazıcı*, Akın Fırat Kocaay**, Burak Kutlu**, Deniz Kütük**, Atıl Çakmak**
*Adana Şehir Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Genel Cerrahi Kliniği, Adana
**Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Genel Cerrahi Ana Bilim Dalı, Ankara

 

Amaç: Femoral fıtık görülme sıklığı literatürde %2-4' tür. Kadınlarda 3-4 kat daha sık görülür .Laparoskopik yöntemle iç femoral kanalın görülebilir olması femoral fıtıkların saptanması açısından bir avantaj teşkil etmektedir. Çalışmamızın amacı laparoskopik yöntemle kasık fıtığı tamiri yapılmış vakalarda insidental femoral fıtık sıklığını araştırmak olmuştur. Gereç ve Yöntem: 2014 - 2019 yılları arasında laparoskopik kasık fıtığı tamiri uyguladığımız 865 olguyu geriye dönük olarak inceledik. Olguların demografik verileri, fıtığın semptomatik olup olmadığı, laparoskopik olarak uygulanan operasyon teknikleri, intraperatif femoral herni mevcudiyeti,değerlendirilmiştir. Bulgular: 865 olgunun 822'si erkek ve yaş ortalaması 45,1 yaş idi (18-79 yaş arası). Olguların 24’üne laparoskopik TAPP uygulandı. 841 olguya laparoskopik TEP uygulandı. Tüm vakaların 16'sında insidental olarak femoral herni saptanıp, bu hastalara laparoskopik teknikle yaklaşıldı. Femoral hernilerin 9'u kadın hasta idi. Vakalarımızda femoral fıtık görülme oranı %1.84 idi. Erkeklerde femoral herni oranı % 0.85 idi. Kadınlarda Femoral fıtık oranı %20.9 saptandı. Sonuç: Laparoskopik kasık fıtığı tamirinin avantajları birçok çalışmada ortaya konmuştur. Laparoskopik fıtık onarımı esnasında İnsidental femoral herni saptanması ameliyat öncesi ek tetkik ve taramaların yapılmasına gerek olmaması nedeniyle avantaj sağlamaktadır . Çalışmamızda Femoral herni görülme oranı asemptomatik hastalarda dahi normal hasta gurubundaki oranlarda bulunmuştur . Laparoskopik yaklaşımlar posterior bölgeden iç femoral kanalın görülebilmesi nedeniyle ideal bir yaklaşım yöntemidir. Femoral fıtık daha fazla görülen bir durum olabilir ve femoral fıtığın görülme sıklığının ortaya konulması için daha geniş çalışmalara ihtiyaç vardır.

 

 

S43
Transversus Abdominis Release (TAR) tekniği i̇le posterior kompartmanlarına ayırma ameliyatı deneyimimiz
Halil Afşin Taşdelen
*Trabzon Kanuni Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Trabzon

 

AMAÇ: Kliniğimizde Kasım 2017 ile Temmuz 2019 tarihleri arasında, geniş ventral fıtık tanısı alan ve TAR tekniği ile posterior kompartmanlarına ayırma ameliyatı yapılan olguların erken dönem sonuçlarını sunmak amaçlanmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM: Kasım 2017 ile Temmuz 2019 tarihleri arasında TAR tekniği ile posterior kompartmanlarına ayırma ameliyatı yapılan 8 olgunun demografik özellikleri, cerrahi özellikler, komplikasyonlar ile görsel ağrı ölçeği (visual analogue scale; VAS) retrospektif olarak değerlendirilmiştir. BULGULAR: Olguların 5’i kadındır (%62,5). Ortalama yaş 59,13 ; ortalama vücut kitle indeksi (VKİ) 30,79 olup, olguların 2’si (%25) nüks fıtık idi. Diğerleri ise insizyonel fıtıklardı. Olguların 4’ünde (%50) hipertansiyon, 2 ‘sinde (%25) hiperlipidemi vardı. American Society of Anestesiologist (ASA) skoru ortalaması 2,25 idi. Ameliyat süresi ortalaması 188,1 dk, defekt alanı ortalaması 114,8 cm², yama alanı ortalaması 775 cm² idi. Olguların 2’sine iliak ve flank fıtıklar nedeniyle tek taraflı TAR tekniği uygulanmıştır. Ameliyat sonrası görsel ağrı ölçeği ortalaması 4,9 ; yatış süresi ortalaması 5,5 gün idi. 2 (%25) olguda yara ayrışması ve seroma; 1 (,5) hastada ameliyat sonrası akciğerde atelektazi gelişti. Olgularda cerrahi alan enfeksiyonu, hematom ve nüks gelişmedi. TARTIŞMA: Rektus arka fasyası ile rektus kası arası alanın açılması ile yapılan kas arkası (Rives-Stoppa) fıtık tamiri, ilk kez 1970’li yılların başında tanımlanmış olup; açık ventral fıtık onarımı için etkili bir yaklaşımdır. TAR tekniği ilk kez 2012 yılında Novitsky ve arkadaşları tarafından tanımlanmış olup; rektus kasının inervasyonunu koruyarak, geniş cilt diseksiyonu yapmadan, yanlarda transversus abdominis kası ve transversalis fasyası arası alanı açarak tamamen kas arkası alana daha geniş yama serilmesine olanak sunmaktadır. Bu da işlevsel bir karın duvarı onarımı sağlamaktadır. SONUÇ: Kısa dönem sonuçlarımız ışığında; TAR tekniğinin geniş ventral fıtıklar için uygulanabilir, güvenli ve etkili bir seçenek olduğunu düşünmekteyiz.

 

 

S44
Anteri̇or Katmanlara Ayirma Tekni̇ği̇ İle İnsi̇zyonel Herni̇ Tami̇ri̇: Tek Merkez Deneyi̇mi̇
Haldun Kar, Halis Bağ, Erdinç Kamer, Necat Cin, Mustafa Peşkersoy
*İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eah Genel Cerrahi Kliniği

 

Giriş ve Amaç: Katmanlara ayırma tekniği insizyonel herni tamirinde uygulanan nüks oranları düşük, başarılı, ucuz bir teknikdir. Bu çalışmamızda katmanlara ayırma tekniği ile insizyonel herni tamiri yapılan olgularımızı sunmayı amaçladık. Materyal - Metod: 2014 Temmuz - 2019 Temmuz tarihleri arasında servisimizde katmanlara ayırma tekniği ile opere edilen 23 olgu çalışmaya dahil edildi. Demografik özellikler, insizyonel herni lokalizasyonları, operasyon süreleri, postoperatif komplikasyonlar, hastanede yatış süreleri, takip süreleri incelendi. Bulgular: Hastaların 12’si erkek, 11’i kadın hasta olup, yaş ortalaması 56 (25-79) idi. 16 hasta primer, 7 hasta nüks insizyonel herni tanısı ile opere edildi. 19 hastada göbeküstümedian ve göbekaltımedian, 3 hastada göbeküstümedian, 1 hastada göbekaltımedian keside fıtık mevcuttu. 21 hasta elektif, 2 hasta acil olarak operasyona alındı. Preoperatif 15 hastanın bilgisayarlı tomografisi mevcuttu. Ortalama operasyon süresi 150 dakika (62-228) idi. İntraoperatif 21 hastada mesh ihtiyacı olmazken 2 hastaya onlay mesh uygulandı. Hastaların ortalama yatış günü 5.5 gün (3-10 gün), takip süreleri 29 ay (1-61 ay) idi. 15 hastada komplikasyon izlenmezken 6 (%26) hastada seroma, 2 hastada minimal akıntı gelişti. Seroma gelişen 3 hastaya hemovak dren, 2 hastaya perkütan drenaj katateri yerleştirildi. 1 hasta takibe alındı. 18 hastada nuks görülmezken, 1 hastada nuks fıtık izlendi. 4 hastaya ulaşılamadı. Nuks gelişen hasta daha önceden prolen mesh ile tamir yapılan mahkum hasta idi. Sonuç: Katmanlara ayırma tekniği, mesh ihtiyacı olmaksızın düşük nuks oranları ve uygulama kolaylığı ile insizyonel herni onarımında önerilen bir tekniktir. Anatomiye uygun, gerilimsiz bir teknik olması nedeni ile postoperatif dönemde solunum fonksiyon ve postür bozukluklarında hızlı düzelme sağlar. Meshe ait komplikasyonları ortadan kaldırır. Literatürde ve bizim serimizde de en sık görülen komplikasyon geniş disseksiyona bağlı seroma gelişimidir. Önerilen modifiye teknikler ve önlemler ile komplikasyonu azaltmak mümkün olacaktır.

 

 

S45
iİnsizyonel herni onarımında operasyon tekniğinin nükse etkisi
Yunus Sür*, Turan Acar**, Nihan Acar**,  Erdinç Kamer**, Kemal Atahan**, Hüdai Genç**, Mehmet Hacıyanlı**
*İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi, İzmir
**İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Genel Cerrahi Kliniği, İzmir

 

AMAÇ: Fıtık gelişimini önlemek için insizyon tipinin seçimi, insizyonun kapatılma şekli ve kullanılan sütür materyali önemli faktörlerdir. Cerrahi seçenekler arasında, primer onarım ve mesh ile açık veya laparoskopik onarım yer alır. Bu retrospektif çalışmada, insizyonel herni nedeniyle onlay veya inlay teknik ile herni tamiri yapılan hastalarda ki nüks oranını karşılaştırmayı amaçladık. GEREÇ VE YÖNTEM: Ocak 2012- Ekim 2017 tarihleri arasında, kliniğimizde insizyonel herni nedeni ile opere ettiğimiz 185 hastanın dahil edildiği retrospektif bir çalışmadır. BULGULAR: Grup 1’de 121, Grup 2’de 64 olmak üzere toplam 185 hastaya insizyonel herni tamiri yapılmış. Gruplar arasında vücut kitle indeksi (VKİ), hastanede kalış süreleri, yara yeri enfeksiyonu, mesh rejeksiyonu, postoperatif ileus ve nüsk açısından istatistiksel olarak anlamlı fark gözlendi. Bu farklılığın, inlay tamir yapılan hasta grubunda bu oranların daha yüksek olmasından kaynaklandığı tespit edildi. TARTIŞMA: İnsizyonel herni açık karın cerrahisi sonrası yaygın bir komplikasyondur ve insidansı hastanın yaşına, VKİ’ne, komorbiditesine ve operasyon koşuluna bağlı olarak %2-20 arasında değişmektedir. Oluşan defekt primer veya meshle onarılabilir. Meshli tamirde, meshin serileceği alana göre onlay, sublay ve inlay tamir uygulanabilir. Her üç teknikte yaygın olarak kullanılmaktadır ve hangisinin üstün olduğuna dair kesin bir sonuç bulunmamaktadır. SONUÇ: Bizim çalışmamızın sonuçlarına göre, düşük nüks oranı ve postoperatif morbidite nedeniyle, prolen mesh kullanılan hastalarda onlay teknik daha avantajlıdır.

 

S46
Laparoskopik i̇nguinal herni cerrahisine cerrahların güncel yaklaşımı: anket çalışması
Yeliz Yılmaz Bozok
*İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi Kliniği, İzmir

 

Giriş:Transabdominal peritoneal (TAPP), total ekstraperitoneal (TEP) onarım bugün en yaygın uygulanan iki tekniktir.Bu çalışmada açık ve laparoskopik inguinal herni onarımı yaklaşımlarının cerrahi seçim kriterlerini, maliyet/etkinlik değerlendirme bilincini belirlemeyi amaçladık. Yöntem: Laparoskopik ve açık fıtık cerrahisi yapan genel cerrahi uzmanlarına anket yapıldı.Katılan 126 kişi; kaç yıllık cerrahi uzmanı oldukları, çalıştıkları kurum, yaptıkları ameliyat çeşitleri, bu konu ile ilgili aldıkları eğitimler, nüks ve bilateral fıtıklara yaklaşımları, teknik seçme kriterleri, kurumlarının bu işleme maliyet açısından bakış açıları sorgulandı. Bulgular Toplam 126 kişi ile yapılan anketler çalışmaya alındı. Çalışmaya katılanların 65 ‘i(%51.6) en az 10 yıllık cerrahi deneyime sahipti ve 69’u(%54.8) üniversite/ eğitim araştırma hastanesinde görev yapmaktaydı. Katılan cerrahların 81’i(%64.3) ortalama 3.1 yıldır laparoskopik fıtık operasyonu yaptıklarını saptandı. Teknik olarak %79’u TEP ve %21’i TAPP yöntemini tercih etmekteydi. Laparoskopik işlem yapan cerrahların %91.4’ü(%81.1 TEP/.9 TAPP) nüks hernilerde ve %95.1’i(%68.8 TEP/%31.2 TAPP) bilateral hernilerde laparoskopik yöntemleri tercih etmekteydi. Cerrahların 12’si(%9.5) asistanlık eğitiminde laparoskopik fıtık cerrahisi uygulamış, 8’i(%6.3) uzmanlıklarında bu konu ile ilgili bir kursa katılmıştı. En sık laparoskopiyi tercih etme nedenleri 0 kozmetik iyi sonuç beklentisi, %96 post operatif ağrının daha az olması ve %94 ile erken işe dönüş olarak belirlenirken, %9 kalıcı nöralji riskinin düşük olması ve %0 ile düşük maliyet beklentisi en az etkili etmenler olarak saptandı. Laparoskopik herni tamiri yapan cerrahların 67’si(%82.7) teknik ekipmana kolay ulaşabildiğini ifade ederken, sadece 11’i(.6) özel üretilen yamalardan kullanabildiğini belirtmiştir. Tekniğin belirlenmesinde cerrahların 101’i(%80.2) hastaların talebinin, 114’ü(%90.5) maliyetin etken olduğunu belirtmiştir. Hastane satın alma birimlerinin bu işlemleri desteklediğini belirten cerrah sayısı 41’dir(%32.5) Tartışma Cerrahların laparoskopik herni cerrahisinde uzmanlık sonrası deneyim kazandıkları, hasta tercihlerinin giderek artmasına rağmen pek çok cerrahın bu teknikler için maliyet , deneyim vb nedenlerden açık cerrahiyi tercih ettikleri sonucuna varılmıştır. Ülkemizdeki malzeme satın alma prosedürleri nedeniyle cerrahlar istedikleri malzemeleri kullanamadıklarını ifade etmektedir, Cerrahlar ve hastane yönetimlerince yapılacak maliyet/etkinlik değerlendirmeleri bu sorunların aşılmasında yararlı olabilir.

 

 

S47
Bochdalek Hernisine Bağlı Mekanik Barsak Obstruksiyonu
Can UÇ, Sinan ERSIN, Volkan SAYUR
*Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı

 

Giriş: Bochdalek hernileri çoğunlukla doğuşta semptom verse de erişkinlik dönemine kadar semptom vermeden gelen nadir vakalar bildirilmiştir. Olgumuzda splenik fleksuranın strangüle olduğu bir Bochdalek Hernisi tartışılacaktır. Olgu: Bilinen ek hastalığı olmayan, travma / düşme hikayesi olmayan 24 yaşında erkek hasta acil servise 3 günlük karın ağrısı, bulantı kusma, gaz – gaita çıkışının olmaması şikayetleriyle başvurdu. Hastanın gelişinde vitalleri ateş: 37,9 °C tansiyon: 131 / 84 mmHG, nabız: 143 solunum sayısı 24 idi. Hasta hafif septik durumdaydı. Batında distansiyon ve hassasiyet mevcuttuPosteroanterior akciğer grafisinde sol diafragma yüksek ve sol tarafta plevral efüzyon mevcuttu. Çekilen bilgisayarlı tomografi raporu: “Sol hemidiyafragmadaki 2 cm'lik defektten splenik fleksura düzeyinde kolonik ansın herniasyonu ve bu düzeyde kapalı loop obstrüksiyon bulguları mevcuttur. Splenik fleksura düzeyinden itibaren proksimal tüm kolonik anslar dilate görünümde olup çekum çapı en geniş yerinde 7.5 cm' ye ulaşmaktadır. Batın içerisinde sıvama tarzında serbest sıvılar izlenmektedir. Sol hemitoraks bazalinde 3 cm' ye kadar ulaşan plevral effüzyon ve komşu akciğer parankiminde kompresif atalektazi mevcut” olarak raporlandı. Operasyon kararı alındı. Laparoskopik eksplorasyonda splenik fleksuranın toraksa herniye olduğu ve nekroza gittiği görüldü, median superior et inferior insizyonla batına girildi, kolon herniye olduğu yerden redükte edildi. Toraks bol serum fizyolojik ile yıkandı. Biri toraks apeksine, biri toraksa bazaline olmak üzere 2 adet toraks tüpü yerleştirierek kapalı su altı drenajı yapıldı. Bölgenin kirli olması nedeniyle greft uygulanmadan, 1 ipek ile diafragma primer onarıldı. Nekroze gitmiş olan kolon segmenti rezeke edilerek uç uca anostomoz edildi, sol diafragma altına 1 Jackson – Pratt, pelvise 1 nelaton, 1 Jackson – Pratt dren yerleştirilerek operasyon sonlandırıldı. Hasta entübe oksijen desteğinde yoğun bakıma alındı. Sonuç: Bochdalek hernisi çoğunlukla infantil dönemde semptom verse de asemptomatik olarak erişkinlik döneminde de ortaya çıkabilir. Akut batın ve solunum sıkıntısı yaşayan hastalarda Bochdalek Hernisi ve içine giren organın strangülasyonu hatırlanması gerken bir tanıdır.

 

 

S48
Greftli insizyonel herni onarımına bağlı seromanın nadir bir formuna yaklaşım: Kistik seroma eksizyonu
Deni̇z Kütük ,Can Konca, Kerem Özgü, Akın Fırat Kocaay, Atıl Çakmak
*Ankara Üniversitesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı, Ankara

  

GİRİŞ: İnsizyonel fıtıklar, inguinal fıtıklardan sonra en sık görülen ikinci fıtık türüdür. Günümüzde ideal onarım yöntemi greftli onarımlardır. Greft kullanımı rekurrens ihtimalini azaltırken bazı komplikasyonların görülme riski artar. Seroma ve hematom oluşumu en sık komplikasyonlar olup uzun dönemde greft enfeksiyonu, greft migrasyonu gibi komplikasyonlar da görülebilir. Seroma oluşumu özellikle geniş diseksiyon yapılan onarımlardan sonra sık gelişen bir komplikasyondur. Kistik seroma, poliproplen mesh kullanılarak yapılan onlay insizyonel herni onarımlarından sonra nadir olarak görülen bir komplikasyondur. Bu komplikasyon ilk olarak Waldrep ve arkadaşları tarafından tanımlanmıştır. Daha sonra Ogunbiyi ve arkadaşları greftli onarım yapılan 1100 hastayı dahil ettikleri çalışmada 5 hastada (% 0.45) kistik seroma saptadıklarını raporladılar. VAKA SUNUMU: Greftli onarım yaptığımız 2 kadın hastamızda kistik seroma tespit ettik. Hastalar 52 ve 56 yaşında olup onlay onarım yapıldı. Hastalardan birinin dreni 15.günde diğerinin 30.günde her ikisi de 40cc/gün drenaj seviyesine düşünce çekildi. Seroma oluşumu tespit edilen iki hasta takip edildi. 1,5 yıl sonra ele gelen kitle nedeniyle başvuran hastalara bilgisayarlı tomografi çekildi ve sonucunda kistik seroma tespit edildi. Hastaların ikisi de tekrar ameliyat edilerek kist eksize edildi. Eksizyon sonrasında da heriki hastada da bir komplikasyon gözlenmedi. SONUÇ: Greftin onlay olarak yerleştirilmesi, diseksiyon alanını arttırarak seroma oluşumunu arttırırken dren konulması seroma oluşumunu engellemez. Fıtık kesesinin büyüklüğü ile seroma oluşumu arasında ilişki saptanmamıştır. Postoperatif seroma sorunu 60-90 gün kadar sürmekle birlikte çoğu drenaj ihtiyacı olmadan geriler. Çok az bir kısmı cerrahi drenaj veya perkutan drenaj ile sonuçlanırken çok daha az bir kısmı da kistik formasyona ilerler. Bu hastalar ele gelen asemptomatik şişlik nedeniyle hastanelere başvururken nüks, redükte edilemeyen fıtıklar veya kitle olasılığı akılda tutulmalıdır. Bu hastaların muayene sonrası radyolojik olarak değerlendirildikten sonra tedavi planı yapılması gerekmektedir. Kistin aspire edilmesi kimi zaman yetersiz tedaviye neden olup kesin tedavi cerrahi olarak kistin duvar yapısıyla birlikte eksize edilmesidir.

 

S49
Eş zamanlı pannikulektomi, ventral herni onarımında i̇yi bir seçenektir
Hami̇t Koç, Can Konca, Burak Kutlu , Akın Fırat Kocaay, Atıl Çakmak
*Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı, Ankara

 

GİRİŞ: İnsizyonel fıtıklar karın duvarını oluşturan fasyada oluşan defektten karın içi organların ve preperitoneal yapıların herniasyonudur. İnsizyonel fıtık karın cerrahisinden sonra sık rastlanan durumlar olup prostetik meshlerin kullanılması bu riski azaltmaktadır. Bunun yanında mesh kullanımı; enfeksiyon, seroma, enterokutan fistül, brid, barsak obstrüksiyonları gibi komplikasyonları gündeme getirmektedir. Büyük insizyonel hernilerin onarımı sonrası karın bölgesinde meydana gelen deformiteyi düzeltmek için herni onarımı yeterli değildir. Bu nedenle fıtık onarıma eş zamanlı yapılan abdominoplasti daha iyi postoperatif sonuçlar sağlamaktadır. Her iki cerrahi girişimin aynı seansta yapılması durumunda; geniş cerrahi alan sağlaması, herni onarımında gerginliği azaltması gibi avantajları yanında, artmış cerrahi alan enfeksiyonu gibi dezavantajları da mevcuttur. GEREÇ VE YÖNTEM: 2009-2018 yılları arasında eş zamanlı pannikulektomi ve ventral herni onarımı yapılmış 23 hastamız retrospektif olarak değerlendirildi. Acil şartlarda ameliyat edilen 3 hasta çalışma dışı bırakıldı. Yaş, cinsiyet, cerrahi teknik, drenaj süresi, seroma, hematom, cerrahi alan enfeksiyonu, cilt komplikasyonları, abdominal kompartman sendromu, takip süresi ve nüks açısından değerlendirildi. Hastaların yaş ortalaması 58 olarak saptandı. 16 hasta (%80) primer onarım ve onlay mesh tekniği, 4 hasta (%20) köprüleme ve onlay mesh tekniği ile ameliyat edildi. Ortalama 58 ay takip edilen hastalardan 2 sinde () nüks saptandı. 4 (%20) hastada kompartman sendromu gelişti. 9(%45) hastada hematom veya seroma gelişti. SONUÇLAR: Pannikulektomisiz ventral herni onarımı yapılmış serilerle karşılaştırıldığında komplikasyonlar açısından anlamlı bir fark saptanmadı. Tek seansta komplikasyonu artırmadan daha iyi kozmezis sağlayan eş zamanlı pannikulektomi ve ventral herni onarımı iyi seçilmiş hasta grubunda tercih edilebilecek bir yöntem olduğunu düşünmekteyiz.

 

 

S50
Eş zamanlı laparoskopik TEP(total ekstraperitoneal) fıtık onarımı ve laparoskopik kolesistektomi: Güvenli bir prosedür
Nihad Nazarzade, Mustafa Anıl Turhan, Can Konca, Akın Fırat Kocaay, Atıl Çakmak
*Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı, Ankara

 

Amaç: İnguinal herni onarımları ve kolesistektomi genel cerrahi kliniklerinde en sık yapılan cerrahi girişimlerdendir. Son yıllarda minimal invaziv cerrahinin faydalarının anlaşılmasıyla laparoskopi her iki cerrahi içinde altın standart haline gelmiştir. Ancak inguinal herni onarımında greft kullanımı artık rutin hale geldiğinden ve greft enfeksiyonunun bu operasyonun en korkulan komplikasyonu olmasından dolayı, her iki ameliyatın aynı seansta yapılması konusunda net bir fikir birliği sağlanamamıştır. Bu çalışmayı, eş zamanlı laparoskopik TEP onarımı ve laparoskopik kolesistektominin güvenilirliğini değerlendirmek amacıyla planladık. Materyal- Metod: İnguinal hernisi ve kolelitiazisi olan 20 hasta çalışmaya dahil edildi. Kolelitiazis tanısı ultrasonografi ile koyuldu. Akut kolesistiti olanlarda eş zamanlı girişim planlanmadı. Hastalara ilk önce TEP prosedürü ile greftli inguinal herni onarımı yapıldı, ardından laparoskopik kolesistektomi operasyonu uygulandı. Ameliyat süresi, hastanede kalış süresi ve komplikasyonlar açısından hastalar değerlendirildi. Sonuçlar: Ortalama ameliyat süresi 54.6 dakika, yatış süresi 1 gün, trokar sayısı 6 adet olarak tespit edildi. Hiçbir hastada yara yeri veya greft enfeksiyonu gelişmedi.5 hastada ameliyat sonrası 1. Ay kontrolünde spontan gerileyen seroma saptandı. Tartışma: Postoperatif ağrı, kozmezis ve yaşam kalitesi göz önüne alındığında minimal invaziv cerrahi son yıllarda ön plana çıkmıştır. Biz bu çalışmada kolesistektomi ve inguinal herni onarımını laparoskopik olarak eş zamanlı uyguladık. TEP inguinal herni onarımında intraperitoneal alana girilmemesi sebebiyle greft enfeksiyonu riskinin TAPP prosedürüne göre daha düşük olduğunu düşünmekteyiz. Sonuç: Laparoskopik kolesistektomi ve TEP prosedürünün eş zamanlı yapılması hasta konforunu arttırmakta, hastane yatış süresini ve anestezi maruziyetini azaltmaktadır. Kısa ameliyat süresi ve kısa hastane kalış süresinin yanı sıra, greft bölgesinde peritoneal bütünlüğün bozulmamasına bağlı olarak, en korkulan komplikasyonlarından biri olan greft enfeksiyonu riskini arttırmaması nedeniyle, eş zamanlı laparoskopik TEP fıtık onarımı ve laparoskopik kolesistektomi güvenli bir prosedür olarak umut vermektedir. Ancak sonuçlarımızı doğrulamak ve cerrahlar için geçerli kılavuzlara ulaşmak için daha fazla çalışmaya gerek duyulacaktır.

 

S51
3-D ve düz yama ile yapılan laparoskopik TEP ameliyat sonuçlarınının karşılaştırılması
Ümi̇t Sekmen, Meli̇h Paksoy
*Acıbadem Fulya Hastanesi̇, İstanbul

 

Giriş: 3-D yamalar son yıllarda rutin kullanıma girmeye başlamıştır. Bizde bu araştırmamızda düz yama kullanılan hastalar ile 3-D kullanılan hastaların erken dönem komplikasyonlar ve uzun dönem nüks açısından sonuçlarını karşılaştırdık. Metod: 2016-2018 yılları arasında kliniğimizde laparoskopik TEP yöntemi ile ameliyat edilen toplam 288 hasta arasında düz yama kullanılan 124 hasta grup 1'i oluştururken, 3-D kullanılan 164 hasta grup 2'yi oluşturdu. Erken dönem ameliyat süreleri, 1. ve 5. gün ağrı skorları ağrı skorları , kord ödemi, seroma, enfeksiyon ve kanama açısından , uzun dönem nüks aşısından gruplar retrospektif birbirleri ile karşılaştırıldı. Kontrol muayenesinde palpasyonda hassas kord kalınlaşması kord ödemi olarak kabul edildi. Nüks fıtık hastaları çalışmamıza dahil edilmedi. Sonuçlar Chi-square testi ile değerlendirildi. Sonuçlar: Grup 1 içerisinde ortalama yaş 41 ve kadın oranı %6 iken grup 2 içerisinde bu oranlar sırasıyla 38 ve %8 idi. Grup 1 içerisinde tek taraflı fıtık oranı % 28 (35/124) iken, grup 2 içinde bu oran %31 (51/164) idi. Yaş, cinsiyet ve fıtık taraf sayıları açısından gruplar arasında anlamlı farklılık yoktu. Kanama, enfeksiyon ve nüks hiçbir hastamızda görülmedi. Seroma grup 1 içerisinde %9 (11/124), grup 2 içerisinde (18/164) oranlarında görüldü (p:0,1). Ortalama VAS 1. gün sırasıyla 4,5±0,3/4,1±0,2 (p:0,1) iken, 5. gün bu skorlar sırasıyla 3,6±0,3/1,2±0,1 (p:0,01) idi. Kord ödemi ise grup 1 içerisinde anlamlı olarak daha yüksek oranda gözüktü (21/124)/%3(5/164) (p:0,01). Tartışma: Düz yama kullandığımız ameliyatlarda standart olarak kord diseksiyonu sonrası keserek oluşturduğumuz yama bacaklarını, kord etrafından geçirip yamaya konkavite sağlayıp karın duvarına iyice oturttuktan sonra birbirlerine sabitleyici ile tespit ediyoruz.Erken dönem kord ödemi ve beraberinde ağrı skorunu yüksekliğinin buna bağlı olduğu kanaatindeyiz. Ayrıca yama bacaklarını geçirmek için yapılan diseksiyon ise ameliyat süresini uzatmaktadır. Sonuç olarak laparoskopik TEP ameliyatlarında 3-D yamaların düz yamalara göre daha avantajlı olduğunu ve güvenle tercih edilebileceğini söyleyebiliriz.

 

S52
Laparoskopi̇k umbi̇li̇kal fıtık onarımında yama yeri̇ karşılaştırması; sublay ve underlay.
Ümi̇t Sekmen, Meli̇h Paksoy
*Acıbadem Fulya Hastanesi̇, İstanbul

 

Giriş: Son yıllarda umbilikal herninin laparoskopik onarımı standart olarak fıtık defektinin primer dikişlerle kapatılması ve defektin kenarlararından 3-5 cm uzaklığa kadar kapatacak yama konmasını içermektedir. Underlay dual yama seçimi gerek maliyeti gerekse de karın boşluğuna konması sebebiyle yeni arayışları ve sonrasında retromuskuler planın açılarak sublay yama konulması tekniğini gündeme getirmiştir. Bu çalışmamızda her iki grup hastaların ameliyat sonrası dönem sonuçlarını karşılaştırdık. Metod: 2016-2018 yılları arasında Acıbadem Fulya hastanesinde laparoskopik umbilikal fıtık onarımı yapılan 37 hasta çalışmamıza dahil edildi. Daha önce karın duvarında ameliyat geçirmiş veya defektleri 5 cm den büyük hastalar çalışmamıza dahil edilmedi. Underlay yama kullanılan grup 1 içerisinde 24 hastada ortalama yaş 34, K/E oranı ise 20/14 idi. Grup 2 sublay yama kullanılan 13 hastadan oluşurken bu grupta ortalama yaş 31 ve K/E oranı 9/4 idi. Ameliyat sonrası her iki grup sonuçları ameliyat süreleri, ağrı (1. gün VAS), kanama, enfeksiyon, hastanede kalış süresi, maliyet ve 12. ay sonunda fıtık nüksü açısından değerlendirildi. Sonuçlar istatiksel olarak chi-square testi ile değerlendirildi. Bulgular: Hiçbir hastamızda kanama,enfeksiyon ve nüks görülmedi. Gruplar içerisinde sırasıyla ameliyat sonrası 1. gün ortalama VAS 6,4±0,4 ve 3,1±0,3 (p:0,01), yamanın ortalama fiyatı 3,6 birim ve 1 birim, ortalama sabitleyici sayısı 25 ve 11 ve ameliyat süreleri 42±3,8 ve 68±5,2 dakika idi (p:0,01). Hastanede kalış süresi gene sırasıyla 1,9 ve 1,2 gün idi (P:0,05). Sonuç: Her iki teknikte güvenle kullanılabilir. Sublay serilen yama ameliyatlarında daha az sabitleyici kullanım ihtiyacı ve erken dönem düşük ağrı skoru avantajıdır. Ayrıca dual yamaya ihtiyaç göstermemesi ve daha kısa hastane yatış süresi sağlamasıyla beraber maliyeti de düşürmesini grup 2 için avantajı, retromusküler alan diseksiyonu ve sonrasında peritonun primer sütür ile onarımını gerektirmesi sebebiyle ameliyat süresini uzatmasını ise dezavantajı olarak değerlendirmekteyiz.

 

S53
3D yamaların magneti̇k rezonans (MR) görüntüleme i̇le değerlendi̇ri̇lmesi̇
Emel Özveri, Hakan Gök, Metin Ertem
*Acıbadem Kozyatağı Hastanesi, İstanbul

 

Giriş:İnguinal herni onarımı tüm dünyada en sık uygulanan ameliyatlardan biridir. İnguinal herni cerrahisi sonrası en sık görülen komplikasyonlar, herni rekürrensi ve kasık ağrısıdır. İnguinal herni operasyon sonrası oluşan bu komplikasyonlar ile mesh'in durumunu görmek için kullandığımız 3D-demir yüklü meshleri radyolojik olarak değerlendirmek istedik. Materyal ve Metod: 2013-2019 yılları arasında toplam 450 hastaya laparoskopik inguinal herni onarımı ile 15x10cm 3D-demir yüklü mesh (DynaMeshEndolap®, MRI visible, FEG TextiltechnikmbH, Aachen, Germany) kullanılmıştır. 298 hastada 3D mesh ile sabitleyici olarak tacker (ProTack™ 5 mm Fixation Device) kullanılmıştır. Son 152 hastada 3D mesh ve tespit materyali olarak yapıştırıcı (Liquiband fix8®, Advanced Medical Solutions Limited, Devon, UK) kullanılmıştır. Postoperatif 3 ay sonra kasık ağrısı ve hareket kısıtlılığı olan ve devam eden 7 hastaya magnetik rezonans ile görüntüleme yapılmıştır. İki radyolog tarafından MR ile meshin lokalizasyonları, konfigürasyonları, ortalama boyutları ile nüks herniasyon olup olmadığı değerlendirilmiştir. Bulgular: MR ile değerlendirmede meshlerin yerleştirildiği lokalizasyonunda olduğu görülmüştür. Belirgin yer değiştirme, boyut olarak küçülme ya da deformasyon saptanmamıştır. Yalnızca 1 olguda mesh etrafında sıvanma tarzında efüzyon izlenmekte olup. diğer olgularda belirgin inflamasyon bulgusu-abse-koleksiyon saptanmamıştır. Sonuç: Laparoskopik herni operasyonu sonrası kronik inguinal ağrısı olan hastalarda 3D mesh'in MR ile değerlendirilmesi ve meshe bağlı komplikasyonların saptanması mümkündür. Demir yüklü mesh preparatları MR'da tamamen vizualize edilerek hastalarda ağrı nedenlerinin daha açık ortaya konmasını sağlayacak ve tekrar operasyon ihtiyacını azaltacak gibi görünmektedir. 

 

S54
Morgagni hernisi olgusuna laparoskopik yaklaşımımız
Ali Murat Pusane, Burak Güney, Bahtiyar Hami̇toğlu, Kadir Meke, Tuba Saydam, Fazıl Sağlam
*Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi Kliniği, İstanbul*Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi Kliniği, İstanbul

 

AMAÇ: Konjenital diyafragma hernileri, abdominal içeriğin diyafragmatik defekt ile toraks boşluğuna yayıldığı nadir konjenital defektlerdir. Morgagni hernisi nadir görülen fıtıklardan biri olarak tüm diyafragma hernilerinin yaklaşık %3'ünü oluşturur. Genellikle asemptomatik seyretmekte olup insidental görüntülemelerde keşfedilir. Cerrahi endikasyon tanı konulmasıyla birlikte sağlanır. Daha yaygın olarak abdominal yaklaşım uygulanmasının yanında torakal yaklaşımı tercih eden merkezler de mevcuttur. Prolen mesh yerleştirdiğimiz bir diyafragma hernisindeki başarılı laparoskopik onarımımızı paylaşmak istedik . Bu zor fıtığın tatmin edici intrakorporeal onarımını sağlamak için minimal invaziv dikiş teknikleri uyguladık. Laparoskopik ameliyatlar daha erken fiziksel aktiviteye dönüşe izin verir ve sıklıkla ameliyat sonrası ağrıyı azaltır. OLGU: Özgeçmişinde ağır travma öyküsü olmayan 42 yaşında kadın hasta, nefes darlığı ve dispeptik yakınmalarının artmasıyla birlikte kliniğimize başvurdu. Bilgisayarlı tomografisinde(BT) superiorda sağ atriuma uzanan, sağ akciğer alt lobunu iten, diyafragma anteromedialinden sağ hemitoraks posteromedialine uzanan, içerisinde ince bağırsak ansları ve kolona ait segmentler bulunan Morgagni hernisi uyumlu diyafragmatik herni izlendi. Tekniğimizde pnömoperitonyumu takiben 2 adet 10 mm, 3 adet 5 mm trokar ile batına girildi. Gözlemde diyafragma anteromedialinde 6 cm çapa ulaşan defektten ileum, sigmoid kolon , omentumun büyük kısmının toraksa herniye olduğu izlendi. Herni içeriğindeki yapılar batına iade edilerek herni kesesi prepare edildi, künt ve keskin diseksiyonlar ile diyafragmadan ayrılarak herni kesesi eksize edildi. Defekt primer sütürler ile kısmen daraltıldı. 15*10 cm'lik prolen mesh cilt altına tespitlenen prolen sütürler ve tacker ile desteklenerek defekti kapatacak şekilde tespit edildi. Postoperatif 1. günde dispnesi gelişen ve saturasyonu %85 bulunan hastada çekilen toraks BT'de sağ akciğerde plevral effüzyon ve sol akciğerde atelaktazik alanlar saptandı. Pulmoner emboli ekarte edildi. 3 gün yoğun bakım takibi sonrası solunum sıkıntısı gerilen hastada oral alım başlandı. Postoperatif 7. günde taburcu edilen hastanın takibinde soruna rastlanmadı. TARTIŞMA ve SONUÇ: Morgagni fıtıklarının onarımı için laparoskopik yaklaşım, laparotomi ve torakotomiye kıyasla daha düşük morbidite potansiyeli sunmasının yanında diyafragmaya mükemmel erişim ile tanısal avantajlar sağlamaktadır.

 

 

S55
İnkarsere i̇nguinal hernilerde preoperatif sistemik i̇nflamatuvar belirteçlerin bağırsak nekrozunu göstermedeki yeri
Hüseyin Kılavuz, Ümit Turan
*Adana Şehir Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Adana

 

AMAÇ İnkarsere inguinal herni tanısı ile acil olarak ameliyata alınan hastalarda , ameliyat öncesi çalışılan laboratuvar testlerindeki sistemik inflamatuvar belirteçlerin bağırsak nekrozunun varlığını göstermedeki önemini sunmayı amaçladık. GEREÇ VE YÖNTEM Adana Şehir EAH Genel Cerrahi Kliniğinde Ocak 2011-Haziran 2019 tarihleri arasında inkarsere inguinal herni tanısı ile acil olarak ameliyat edilen hastalar, retrospektif olarak hastane veri sistemi ve hasta dosyaları üzerinden analiz edildi. Yaş, cinsiyet, herni tipi, rezeksiyon durumu, hastanede yatış süresi ile preoperatif çalışılan hemogram (WBC,platelet,nötrofil,lenfosit,monosit,RDW,PDW,MPV) ve CRP(C-Reaktif Protein) değerleri kaydedildi. Sistemik inflamatuvar belirteçler : Nötrofil/Lenfosit oranı (NLO), Lenfosit/Monosit (LMO), Platelet/Lenfosit oranı (PLO), RDW/platelet (RPO) hesaplanarak analiz edildi. BULGULAR Çalışmaya dahil edilen 82 hastanın 67’si erkek 15’si kadındı. Ortalama yaş 59 idi. 68 hastada inguinal herni, 14 hastada ise femoral herni mevcuttu. Operasyon esnasında bağırsağın nekroz durumuna göre 33 hastada rezeksiyon yapılırken 49 hastada rezeksiyon yapılmadı. Hastanede yatış ortalaması 5,5 gündü. 5 hastada exitus görüldü. WBC, MPV, lenfosit, nötrofil, CRP, NLO, LMO, PLO bağırsak nekrozunu göstermede istatistiksel olarak anlamlı bulundu(p<0,05). Platelet, monosit, RDW, RPO değerlerinin ise istatistiksel anlamlı olmadığı görüldü(p>0,05). TARTIŞMA Radyolojik görüntülemenin yapılamadığı durumlarda, inkarsere herni tanısı ile ameliyat edilecek hastalarda bağırsakta iskemi veya nekroz varlığını preoperatif öngörmede güçlükler yaşanabilmektedir. Sistemik inflamatuvar belirteçler , bağırsakta iskemi veya nekroz varlığını ve rezeksiyon gerekliliğini ameliyat öncesi dönemde öngörmede yol gösterici olabilirler. SONUÇ İnkarsere inguinal hernilerde ,herni kesesi içerisinde sıkışan bağırsaklarda kan akımı bozulması sonucu iskemi veya nekroz oluşabilmektedir. Bu durumun erken tanısı ile planlanacak acil cerrahi kararı , morbidite ve mortaliteyi önlemede son derece önem arz etmektedir.

 

S56
Laparoskopik inguinal herni ameliyatını yeni yapmaya başlayan cerrahların karşılaştığı zorluklar
Murathan Erkent, İbrahim Tayfun Şahiner
*Hitit Üniversitesi Tıp Fakültesi Erol Olçok EAH Genel Cerrahi AD, Çorum

 

Amaç Teknolojinin gelişmesiyle birlikte laparoskopik fıtık ameliyatları birçok merkezde yapılmaya başlamıştır. Ancak ameliyat esnasında karşılaşılan bazı zorluklar cerrahi pratikte çok paylaşılmamaktadır. Bu sebeple laparoskopik inguinal herni ameliyatının yeni yapılmaya başlandığı bir klinikte cerrahların karşılaştığı zorluklar paylaşılacaktır. Gereç ve Yöntem Ocak 2018-Ağustos 2019 tarihleri arasında Hitit Üniversitesi Tıp Fakültesi Erol Olçok EAH Genel cerrahi kliniğinde laparoskopik inguinal herni onarımı yapılan hastalar retrospektif olarak tarandı. İlk defa laparoskopik inguinal herni ameliyatı yapan 3 cerrahın geri bildirimi alındı. Bulgular 118 hasta çalışmaya dahil edildi (102erkek, 16kadın). Yaş ortalaması 50.5(19-80). %50.8sinde sağ, %25.4inde sol ve %23.7 sinde ise bilateral inguinal herni mevcuttu. 118 hastanın 4ünde nüks nedeniyle cerrahi uygulandı. ASA skorları %30.5 ASA1, %58.5 ASA2, i ise ASA3 olarak ameliyata alındı. 101 hastaya TEP, 17 hastaya ise TAPP uygulandı. İlk yapılan 15 vakada trokar yerleşimi esnasında zorlukla karşılaşıldı. Bu esnada TEPten TAPPa geçilmek zorunda kalınan 3 vaka oldu. Ekstraperitoneal alan ekspojuru için kullanılan balon trokarlar ilk 30 vakada her hastaya ilk kez kullanıldı daha sonra steril edilerek tekrar tekrar kullanılmasıyla deformasyon nedeniyle diseksiyonda bazı kanamalar ve diseksiyon zorlukları oldu. İlk 30 vakada ise anatomik bakıda zorlanma oldu. Bu esnada 2 hastada epigastrik damar yaralanması oldu ve damar mühürleme cihazıyla kanama kontrolü sağlandı. Ayrıca ilk 20 vakada periton diseksiyonunda zorlanıldı. 10 hastada periton yırtılmasına bağlı diseksiyon güçlüğü oldu ve 5 hastada TAPP a dönüldü. Herni kesesi ve kord elamanlarının diseksiyonu esnasında da zorlukla karşılaşıldı. Greft serilme esnasında ise 1 hastada greft tam olarak açılamadığı için açığa dönülmek zorunda kalındı. Post operatif takiplerinde hastalarda en çok karşılaşılan komplikasyon seroma olarak görüldü. Tartışma Doğru hasta seçimi, yeterli teknik ekipmanın bulundurulması, bu konuda deneyimli bir cerrahla birlikte ameliyata girilmesi ve cerrahi derneklerinin pratik eğitim süreçlerinde aktif şekilde rol alması ve yaygınlaştırılmasıyla, bu konuda cerrahların tecrübelenmesi sağlanacaktır.

 

S57
İnkarsere inguinal hernilerde barsak nekrozunu etkiyen faktörler
Orhan Üreyen
*Sağlık Bilimleri Üniversitesi, İzmir Bozyaka Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Genel Cerrahi Kliniği, İzmir

 

Giriş: İnguinal herni ameliyatları genel cerrahi kliniklerinde en sık yapılan ameliyatlardan dır. Bu çalışmada acil koşullar altında opere edilen inkarsere inguinal herni olgularında barsak nekrozu ile ilişkili faktörlerin araştırılması amaçlandı. Materyal metod: İnguinal herni nedeniyle acil servise başvurup inkarserasyon düşünülerek opere edilen olgular dahil edildi. Olgular barsak nekrozu saptanan(Grup I) ve barsak nekrozu saptanmayan (GrupII) olarak iki gruba ayrıldı. Gruplar yaş ortalaması, cinsiyet, fıtık tarafı, komorbidite varlığı, asa skorlaması, operasyon süresi, hastaneye başvurudan operasyona kadar geçen süre, vücut kitle indeksi vb. faktörler yönünden karşılaştırıldı. Bulgular: Yaş ortalaması 70(37-90) olan 32 erkek 4 kadın olgu dahil edildi. Ortalama ameliyat süresi 80 dakika idi. Herni kesesi içerisinde 23(%64,3)olguda ince barsak, 5(,5) olguda kolon ve 8(%22) olguda omentum mevcut idi. Bir olguda postoperatif 2. gün kardiopulmoner arrest gelişip ex oldu. Bir olguda yara yerinde seroma bir olguda yara yeri enfeksiyonu ve 3 olguda pnömoni görüldü. Gruplar arası karşılaştırmada grup I’de 5() olgu grup II’de ise 31(%86) olgu mevcuttu. Grup I’deki olguların tümünde ince barsak nekrozu mevvuttu. Ve tedavisinde ince barsak rezeksiyonu + anastomozu uygulandı. Grup I’in tamamı inguinal herni, grup II’nin %84’ü inguinal ’sı ise femoral idi. Herni tipleri barsak nekrozu ile ilişkili bulunmadı(p:0,34). Yaş ortalaması grup I’de 81 iken grup II’de 67 idi(p:0,1). Grup I’in tamamı sağ tarafta idi. Grup II’nin ise 18’i sağ tarafta idi(p:0,07). Komorbidite açısından gruplar arası fark görülmedi(P:0,09). Acil servise başvurudan ameliyat olana kadar geçen süre gruplar arasında sırasıyla 3,4 saat ve 5,7 saat idi. Ancak gruplar arası fark görülmedi(p:0,22).Grup I’in tamamı asa 3-4 iken Grup II’nin %48’i asa 3-4 idi(p:0,03). Vücut kitle indeksi grup I’de 24,6(19-28), Grup II’de 22,9 idi(p:0,15). Sonuç: İnkarsere inguinal hernilerde özellikle ileri yaş ve komorbit hastalıkları olan olgular barsak nekrozu açısından büyük risk altındadır. Acil servise başvuran bu olgular uygun olan en kısa sürede opere edilmelidirler. Anahtar Kelimeler: Acil, herni, cerrahi

 

S58
Postoperatif hernilerde vücut kitle indeksinin nüks gelişimine etkisi
Hüseyin Fenerci̇oğlu, Orhan Üreyen, Demet Alay, Mehmet Tahsin Tekeli̇, Murat Uz, İlhan Dursun, Enver İlhan
*TC Sağlık Bilimleri Üniversitesi İzmir Bozyaka Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Genel Cerrahi Kliniği, İzmir

 

Amaç: Postop herni gelişimi ameliyat sonrası önemli sorunlardan biridir.Bu olgular tedavi edilse bile bir kısmı tekrar edebilmektedir. Bu çalışmamızda kliniğimizde postop herni nedeniyle opere edilip sonrasında tekrar fıtık gelişen olguların nüks nedenlerini araştırmayı amaçladık. Materyal Metod: Kliniğimizde postop herni nedeniyle prolen mesh ile opere edilen olgular dahil edildi. Nüks eden postop herniler (grup I), nüks etmeyen postop herniler (grupII) olarak iki gruba ayrıldı. Gruplar yaş cinsiyet, defekt boyutu, vüvut kitle indeksi, ek hastalık varlığı, ameliyat süresi vb faktörler yönünden karşılaştırıldı.Dışlama kriterleri; verilerin tamamına ulaşılamayan, birden fazla nüks eden olgular olarak belirlendi. Bulgular:Yaş ortalaması 58(24-92) olan 52(%28) erkek,133(%72)kadın toplam 185 olgu dahil edildi. Olguların % 14,6 sında nüks saptandı. Hastanede kalış süresi ortalama 3(1-14) gün idi. Olguların ortalama vücut kitle indeksi30(22-45)idi. Defekt boyutu ortalama 50(10-300) mm ve ortalama operasyon süresi 100dk idi. Olguların %53’ünde ek hastalık mevcut idi. Gruplar arası karşılaştırmalarda grup I de 27(,5), grup II’de 158 (%85,5) olgu mevcuttu. Grup I ve grup II’nin yaş ortalaması sırasıyla 55 ve 59 idi(p:0,067). Vücut kitle indeksleri sırasıyla 30 ve 29 idi (p:0,39). Fıtık boyutu ise sırasıyla 5 ve 4 cm idi(p:0,056). Fıtık insizyonunun batın orta hat olmasıyla nüks arasında anlamlı ilişki görülmedi(p>0,77). Ortalama nüks zamanı 33(6-83) ay idi. Operasyon süresi grup I’de anlamlı yüksekti(sırasıyla 100 ve 90 dakika )(p:0,003). Ek hastalık varlığı, olguların acil/elektif oluşu, asa skoru nüks ile ilişkili saptanmadı (P>0,05). Vücut kitle indeksine göre 30 olgu() normal kilolu 67(%36) olgu fazla kilolu, 47(%26) olgu birinci derece obez, 32() olgu ikinci derece obez, 9(%5) olgu üçüncü derece obez idi. Nüks eden grupta ise 24 olgu birinci derece obez,birisi ikinci derece obez ve iki olgu normal kiloda idi Sonuç:Postop hernilerin büyük kısmının fazla kilolu ve birinci derece obeziteli olgularda görüldüğünü saptadık. Çalışmamızda vücut kitle indeksinin nüks ile ilişkili bulunmamasının nedeninin primer postop hernilerin neredeyse hepsinin kilolu olmasına bağladık.